Cemaati, ‘dindar’ Erdoğan eliyle bitirmeye çalışıyorlar

Araştırmacı yazar Gaffar Yakın, 1990’lı yıllar Türk siyasetinin tanınmış simalarından. ANAP’ta başladığı siyasi yaşamına DSP ile devam etmiş ve Yeni Türkiye Partisi ile aktif politikayı noktalamıştı. Yakın’ın birçok arkadaşı bugün AKP’nin tepe noktalarında siyasete devam ediyor. Ancak yine de iktidar partisine eleştirilerini sıralamaktan çekinmeyen eski milletvekili, özellikle Hizmet’e yapılanlara mesafeli duruyor. AKP’nin Cemaat’i tasfiye kararının ‘mutlak iktidara’ kavuştuğu 2010 referandumu ve 2011 seçimlerine dayandığı görüşünde. Artık Cemaat’e ihtiyacı kalmadığına inanan dönemin Başbakanı Erdoğan’ın, Hizmet’i bitirmek üzere harekete geçtiğini anlatıyor. Bunun için de bazı çevrelerden destek aldığına işaret ederek, “Türkiye’de hangi mihrakların onlarca senedir Cemaat’i yok etmek için elinden geleni yaptığı malumdur. Bu mihraklar bugüne kadar yapamadıklarını ‘dindar’ Erdoğan sayesinde kolaylıkla yapmaktadırlar. AKP, hiçbir merkez veya sol iktidarın yapmaya cesaret edemeyeceği, ‘cemaati yok etme’ misyonuna soyunmuştur. Sayın Erdoğan, Cemaat’in yok edilmesi konusunda fikir aldığı çevreler ‘Mali kaynaklarını kurutun’ önerisini yaptıkları için önce dershanelere, sonra da sırasıyla finans kurumuna, yardım teşekküllerine ve Cemaat’e yardımda bulunan kişi ya da kuruluşlara saldırmıştır. Bu doğrultudaki saldırılar artarak devam edecek görünüyor. Çünkü ya bazı yeni yakın çalışma arkadaşları tarafından Cemaat’in kendisine düşmanlık ettiğine tedricen ve planlı bir şekilde inandırılmıştır ya da kendisini kuşatan bazı çevrelerce bunu yapmaya mahkum edilmiştir.” diyor.

HİZMET’İ YOK ETMEYE ÇALIŞMAK İHANETTİR

Eski DSP Afyon Milletvekili Yakın, Türkiye’deki tüm tarafların ‘Cemaat gerçeğini’ tüm yönleri ile irdelemek zorunda olduğunu anlatıyor. Sebebini ise, “Çünkü Cemaat artık Türkiye’nin omurgasını oluşturan yapılardan biridir. Müesses nizamın unsurlarından birisidir, Türkiye’nin zenginliğidir. Anadolu insanımızın gayreti, emeği, parası, duası ile tüm dünyada bugünkü konuma ulaşan bir Hizmet’i engellemeye, yok etmeye çalışmak milletimize, devletimize, Türk-İslam alemine ve tüm insanlığa ihanettir. İslam tarihinde ve dünya tarihinde bugüne kadar eşi benzeri gözükmeyen bir boyuta ve güzelliğe ulaşmış bu Hareket’in varsa bir eksiği, yanlışı onu düzeltmek hepimizin borcudur ama hiç kimsenin bu Hizmet’i torpillemeye hakkı yoktur. Bu hareketi Erzurum’un küçük bir köyünden tüm dünyaya yayan Kudret, mutlaka eserine sahip çıkacak ve nurunu tamamlayacaktır.” sözleriyle izah ediyor. Gaffar Yakın, devletin tüm istihbarat kaynaklarına sahip olan iktidarın 10 aydır iddialarına ilişkin tek bir belge bile ortaya koyamadığının altını özellikle çiziyor.

Çözüm süreci PKK’nın lehine işliyor

Gaffar Yakın’ın sürece ilişkin değerlendirmeleri ise şöyle: “Çözüm sürecinde hükümet arzu ettiği siyasi hedeflere ulaşmıştır, yani mahalli ve cumhurbaşkanı seçimini kazanmıştır. Fakat PKK da bu süreçte Türkiye ve Suriye’de kalıcı çok ciddi sonuçlar elde etmiştir. Çözüm süreci şu anda daha çok PKK’nın lehine işlemektedir. Belediyeler vasıtasıyla ‘kurtarılmış bölgeler’ oluşturmakta ve bölge halkını daha sıkı kontrolleri altına almaktadırlar. Hükümet için gerçek başarı PKK’yı tamamen silahtan arındırmak ve Kuzey Irak’taki PKK kamplarını kapatmak olmalıdır. Fakat bugün Doğu illerimizde PKK mensuplarının varlığını gazetelerden ve bölgeden gelen insanlardan öğreniyoruz. Paralel devlet arayanlar oralara baksınlar.” 20 Ekim 2014

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_gaffar-yakin-cemaati-dindar-erdogan-eliyle-bitirmeye-calisiyorlar_2251806.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

‘Yeni Türkiye’nin sanal milisleri

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çankaya Köşkü’ndeki veda resepsiyonunda, “Bizim cenahtan epeyce saygısızlık gördüm.” siteminde bulundu. Son dönemde AKP içinde yaşananlar, siyasî parti içi çekişmelerin yeni bir boyut kazandığını ortaya koyuyordu zaten. Alışılagelen siyasî çekişmelerden farklı çünkü. Özgül ağırlıkların, 140 karakterlik ‘yeniyetmeler’ karşısında kum torbasına döndüğü günlerden geçiyoruz mesela. Partiye ve devlet yönetimine hakim olan ‘dar oligarşik kadro’nun planlarına uymayan, söylemlerine ayak uydurmayan her kim olursa olsun ‘not ediliyor’. Sonra bir yerlerden yaralayıcı bir ateş geliyor. Parti kurucusuymuş, bakanmış, başbakan yardımcısıymış hiç önemli değil. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bile o keskin ve sivri dişler arasında öğütülmeye çalışıldığı bir düzenden söz ediyoruz. Bu, Yeni Türkiye’nin yeni aktörleri. Postmodern SS’ler… Klavyeden fedai takımı… Kimilerine göre ‘sanal Şebbihalar’… Bir çeşit ‘karakter suikastı timi’… Siyasetin ve bürokrasinin tepesindeki dar bir zümreden emirleri alan ve bir ucu Twitter’da, bir ucu internet sitelerinde, bir ucu da medya organlarında olmak üzere üç koldan harekete geçerek avını derhal artığa çeviren yarı görünür bir organizma.

10 Ağustos 2014 akşamı, Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı büyük oranda netleşirken saat 18.39’da ‘AKKULİS’ isimli hesaptan bir tweet atıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Gezi olayları sırasında attığı “Artık herkes evine dönmeli” tweetinden caps alan AKKULİS, üzerine, “Abi, araba yoksa eve bırakalım?” diye yazmıştı. Üstelik Gül’ün Twitter hesabını da mantion’layarak… Açıkça Gül’ü ti’ye alıyor ve meydan okuyordu. Hemen o akşamdan itibaren yine ‘yarı resmi’ Twitter hesapları ve internet sitelerinden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı için PR çalışması başlıyordu. Seçim gecesi bir tweet atan ‘esat ç.’ isimli hesap, “reis ‘önümüzde CB seçimleri varken yeni başbakan’ı konuşmak davaya ihanettir’ demişti. seçim bittiğine göre, Davutoğlu hayırlı olsun.” diyordu. ‘esat ç.’, ertesi gün de Abdullah Gül’ün dönüşüne karşı çıkarak, “gezi’ye ‘mesaj alınmıştır’ diyen mısır’ın katili sisi’yi tebrik eden paralel konusunda kaçak güreşen Yeni Türkiye’ye lider olamaz, olmamalı” tweeti atıyordu.

Yine bu zincirin halkalarından olan ‘ensonhaber’ sitesi, 11 Ağustos’ta Gül’ü alaya alan bir foto-haber yayınladı. ‘Köşk seçimi için en güzel caps’ler’ başlıklı haberde, mevcut Cumhurbaşkanı’nı itibarsızlaştıran esprilere yer verilmişti.

Aynı gün, Abdullah Gül, “Partime döneceğim” açıklaması yapıyor ama birkaç saat sonra AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısından, “Kongre, 27 Ağustos’ta” kararı ilan ediliyordu. Yani Gül’ün görevi bırakmasından bir gün önce, partinin yeni lideri ve başbakan tayin edilecekti. MKYK’nın devam ettiği esnada hükümete yakın 24 TV’ye çıkan AKP Milletvekili Şamil Tayyar, Cumhurbaşkanı için, “Hırsı, aklının önüne geçti” yorumunda bulunuyordu. ‘esat ç.’, bir başka tweetinde de Cumhurbaşkanı’na, “istersen milattan önce gir partiye, paraleli kucaklayan bizden değildir.” diye hitap ediyordu. Yani ‘biz’ adına racon kesen, hüküm veren bir konumda görüyordu kendisini. Bu konseptin parçalarından biri olan Haber 10 sitesi de 12 Ağustos’taki ‘özel haber’inde, MKYK toplantısının perde arkasını yazıyordu. Açıkça Davutoğlu kampanyasının bir parçası olan yazıda, “Yeni Türkiye, yenilenmiş AK Parti isteyenlerin tercihi Davutoğlu…” Toplantıda, “genç, idealist, entelektüel, yeni Türkiyeci, barış sürecini destekleyen, İslami hassasiyete sahip ve büyük Türkiye davasını önde tutanların Ahmet Davutoğlu yönünde tercih kullanmaları, 3 dönem sınırında olanların Abdullah Gül demeleri, iş çevreleri ile iç içe olanların da Binali Yıldırım ismini öne çıkarmaları şeklinde bir fotoğraf ortaya çıktı.” deniyordu. AKKULİS de “Güçlü kadro güçlü Türkiye küresel güç Türkiye Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Efkan Âla, Hakan Fidan #Yayalım“ tweeti atıyordu.

Bunları neden mi önemli? Çünkü bunların hiçbiri kendiliğinden atılan tweetler, yazılan haberler, yapılan açıklamalar değil. Zaman’ın Cumhurbaşkanlığı muhabiri Emre Soncan’ın 14 Ağustos 2014 tarihli haberine göre, Abdullah Gül bu ‘karanlık’ hesapları araştırttı ve karşısına çarpıcı bir gerçek çıktı. Bu hesapların neredeyse tamamı, parti içinde kamuoyunun yakından tanıdığı bazı danışmanlar tarafından yönetiliyordu. İşin daha da hazin tarafı, bu hesapları kullanan gerçek isimler, çeşitli görüşmelerde ilgili yerlere iletilmiş ama hiçbir sonuç alınamamıştı. Onun için de resepsiyonda patlayarak, “Bizim cenah” vurgusu yapmak zorunda kaldı.

‘Kuşçubaşı’, ‘AKKULİS’, ‘esat ç.’, ‘beyefendi’, ‘GizliArşiv’ gibi hesaplar bunlardan en fazla öne çıkanı. Ortak özellikleri, sahte hesapların arkasına saklanarak sosyal medyada ‘birileri adına’ hesap görmeleri. Dar oligarşik kadronun talimatlarıyla takipçi sayısı yüz binlere ulaştırılan bu hesaplarla parti adına psikolojik savaş yürütüyor. Bunlar sayesinde küfür, hakaret, tehdit lafızları din sosuyla bulamaç edilerek ne idüğü belirsiz bir tarz ortaya çıkarıldı. Tıpkı 10 Ağustos gecesi Samanyolu TV’nin önünü basarak bir yandan sin kaflı küfür edip bir yandan da tekbir getiren güruh gibi.

Sosyal medya itibarsızlaştırma timi!

Abdullah Gül, sanal milislerin saldırısına ilk kez uğramamıştı. Zaten hedefteydi. Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığının netleşmesinden önce de benzer saldırılara uğruyordu. Parti içerisinden Erdoğan’a yakın isimler, yandaş köşe yazarları, troller ve siteler üzerinden itibarsızlaştırılmaya çalışılıyordu. Gül ne zaman ‘Çankaya’ya devam’ ya da partinin başına geri dönme sinyali verse hücuma uğruyordu. Ne zaman ki tekrar aday olmayı düşünmediğini açıkladı, bakanlara bile ayar veren AKKULİS hesabından, “İyi madem hayırlısı be ‘gül’üm. Bu sefer ‘gül’dürdü” tweeti geldi. Bu noktada bir genel başkan yardımcısının, ikili sohbetimizde söylediği bir sözü buraya not düşmek istiyorum: “Başbakan’ın talimatıyla gündemi değerlendiren dar bir kurmay istişare heyeti vardır. Bu ekiple toplantı yaparken Köşk adaylığı gündeme geldi. Burada arkadaşların Sayın Gül’le ilgili söyledikleri karşısında ağzım açık kaldı. Yahu insaf, bu adam bizim kurucumuz, eski başbakanımız ve şimdiki cumhurbaşkanımız! Orada anladım, Gül’ün önümüzdeki süreçte yeri yok.”

Abdullah Gül, tetikçilerin hışmına uğrayan tek kişi değil tabii ki. İki hafta önce de bu yapının hedefinde Başbakan Yardımcısı Ali Babacan vardı. Daha önce Bülent Arınç, İdris Naim Şahin, Ertuğrul Günay, Sadullah Ergin, Faruk Çelik ve Hayati Yazıcı gibi ağır topların başına ne geldiyse Babacan da nasibini alacaktı. Zaten epeydir onun için başparmak havaya kalkık bekliyordu. Ancak 6 Ağustos’ta yaptığı, “Ziraat Bankası, Bank Asya ile görüşmelere başladı. Eğer Bank Asya’yı alırsa böylece kamunun bir katılım bankası olmuş olur, biz bunu arzu ediyoruz.” açıklamasını yapması ile birlikte o parmak aşağıya doğru döndü. İnfaz emri çıkmıştı. Önce, Başbakan’ın ekonomi başdanışmanı Yiğit Bulut sahne aldı. Aynı akşam SKY 360 kanalının canlı yayınında Babacan’a sert eleştiriler yöneltti. Ardından bazı tetikçi internet siteleri ile Aktroller harekete geçti. Örneğin, bir psikolog ve avukat nezaretinde açmanız gereken ‘medyagündem’ isimli site şöyle diyordu: “Gülen örgütünün batık bankasına Babacan kıyağı… İçi iyice boşalan, batmak üzere olan ve devletin el koyması beklenen Bank Asya ile ilgili bugün Babacan’ın bir televizyon kanalında yaptığı açıklama, Gülen örgütünün bankasının borsada hisselerini uçurmakla kalmadı, büyük bir paralel operasyonun da bizzat Babacan tarafından yürütüldüğünü ortaya koydu. Babacan’ın son çıkışı, hakkındaki ‘paralel örgüt projesi’ iddiasını da bir kez daha gündeme getirdi.”

AKP’deki dar oligarşik kadronun çıkarlarına hizmet etmeyen herkes gibi Babacan da ‘paralel’ damgası yemekten kurtulamadı. Peki, hakkındaki ‘paralel örgüt projesi’ neydi? O da yine aynı sitenin bir kaç gün önce ortaya attığı, ‘Pensilvanya-Bilberberg-Aydın Doğan-Faiz lobisi projesi Ali Babacan’ etiketini taşıyordu. Akıl almaz iddialarda tam bir karakter suikasti işleniyordu.

Partinin kurucusu, ‘ağabeyi’, hükümet sözcüsü Bülent Arınç da aylardır bu kadronun kadrajında. Gönlünde başbakanlık hayali yattığı yorumları yapılan Başbakan Yardımcısı’nın kimi açıklamaları ‘buna yönelik taviz’ olarak değerlendiriliyor. Yine de ‘yeniyetmelerin’ hücumlarını durduramıyor. Bir ara parti içine dönük olarak, “Bilin ki biz AK Parti’yi sokakta bulmadık. Bu parti bir karar verecekse bunu böyle çoluk çocuk işine bırakmayız.” serzenişinde bulunmuştu. Adres belliydi. Cevap da zaten Başbakan Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’dan geldi. Akdoğan, Star’daki köşesinde, “En son üye, ilk gün üye olan kadar AK Partilidir” diye yazdı. Arınç, cevap vermedi. ‘Partide ağırlığı kalmadı mı?’ soruları bunun ardından geldi. Geçtiğimiz hafta içinde de “Yeniyetmeler, aramızdaki kardeşliği zedeleyebilir” siteminde bulundu. Ertesi gün cevap yine Akdoğan’dan geldi: “Bu partinin kimseye diyet borcu yok.”

Bakan’a ayar veren sosyal çocuklar

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in Soma’daki maden faciasının ardından hedefe konulması unutulmadı. 301 madencinin ölümünün ardından yandaş medya Enerji Bakanı Taner Yıldız’ı korumaya alırken Faruk Çelik’i günah keçisi ilan etti. Çünkü yandaş medya zaten günlerdir Çelik’i bakanlıkta ‘paralel tasfiye’ yapmamakla suçluyorlardı. Bir ara ‘3 Çelikler’ denilerek Faruk Çelik, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik’in isimleri hedef yapılmıştı. Bu 3 Çelik’in ‘paralel yapıya’ karşı sesini çıkarmadığı için tasfiye edileceği yazılıp çizilmişti. Aynı eleştiri Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı için de vardı. Örneğin Yeni Şafak, 5 Mart 2014 tarihinde Yazıcı’yı hedef alarak, ‘Gümrüklerde paralel üs’ manşetini atmıştı.

Gücü ve konumuna göre parti içinde birileri elinde jiletle, birileri satırla, bazıları da giyotinle geziyor. Örneğin AKKULİS’in ayar vermediği bakan kalmadı neredeyse. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e yazdığı, “Sayın bakanım, twitter’ın bir adabı vardır. Gündeme gündem bindirilmez diye. Ve şu an gündem başbakanın önemli açıklamaları @memetsimsek” tweet hâlâ hafızalarda. Bakanların, parti yöneticilerinin bile trollerden korktuğu bir dönem. Kimse ‘hain’ damgasını yemek istemediği için herkes bu ‘Yeni Türkiye’ye uyumlu mesajlar verme kaygısında. 24.08.2014

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/pazar_yeni-turkiyenin-sanal-milisleri_2239353.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

Dün neye ‘zulüm’ diyorlarsa bugün aynı yöntemleri uyguluyorlar

Yeni Şafak yöneticisi Mustafa Albayrak

Türkiye, 17 Aralık büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan bu yana eşine az rastlanacak günler yaşıyor. Hizmet Hareketi, yurtdışındaki Türk okulları da dahil olmak üzere bütün kurumları, kadroları ve faaliyetleri ile tehdit altında. Ergenekon hükümlülerinin de desteğiyle Cemaat’in kökünün kazınmasından söz ediliyor. Bunun için hukuk dışı birçok operasyon yapılıyor. Kamu kurumlarında çalışanlar cemaatçi/paralel diye yaftalanarak fişleniyor, gözaltına alınıyor. İşin ilginç yanı tüm bunları sahneleyenlerin, dünün mazlumları olması.

2001 yılında, AKP kurulur kurulmaz İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik ‘Temiz Şehir’ operasyonu yapılmıştı. Operasyonun en önemli hedefi, dönemin AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Yeni Şafak Gazetesi’nin sahipleri Albayrak kardeşlerdi. Yeni Şafak yapılanı ‘zulüm’ olarak niteliyordu. Fakat, Erdoğan ve Yeni Şafak o gün neyi eleştiriyorsa bugün aynısını Hizmet Hareketi’ne uyguluyor. Sistematik bir linç operasyonu yürütüyor. O zaman bu operasyonun ‘bir partinin güdümündeki yargı eliyle’ yürütüldüğü, yargının siyasallaştığı, önce medya üzerinden algı oluşturup daha sonra hukuksuz baskınlar yapıldığı, emniyette şüphelilere kötü muamelede bulunulduğu, güdümlü bir müfettiş eliyle raporlar hazırlandığı, MİT İstanbul Bölge Başkanlığı koordinasyonunda proje üretildiği savunuluyor ve dönemin DGM Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’in bu operasyonlara çanak tuttuğu öne sürülüyordu.

“Ahlâksız ve İnsafsız bir kampanya yürütülüyor”

Tarih 18 Eylül 2001… Tayyip Erdoğan, yeni kurulan partisinin Meclis grubuna hitap ederken, “Ahlaksız ve insafsız bir kampanya yürütülüyor. Devletin imkânları bir parti için (ANAP) kullanılıyor, devlet bürokratlarına suç işletiliyor. Bu seviyesiz kampanyayı planlayanlar, devletin imkânlarını istismar edenler yaptıklarının altında kalacaklardır.” sözleriyle 6 gün önce İstanbul DGM Başsavcılığı’nın talimatıyla başlatılan yolsuzluk operasyonunu eleştiriyordu.

Kamuoyunda ‘Albayrak Operasyonu’ olarak da nitelenen bu operasyon, belediye ve bağlı şirketleri eliyle verilen ihalelerde yolsuzluklar yapıldığı iddiasını içeriyordu. Belediye ihalelerinin usulsüz bir şekilde Albayraklar’a verildiği öne sürülüyordu. O zaman yargının bir partinin emrine girmesini eleştiren Erdoğan, bugün ‘AK yargı’ oluşturduğuna dair eleştiriler alıyor.

“Demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir”

Oysa Erdoğan, okuduğu bir şiir yüzünden 1999 yılında cezaevine girmeden önce düzenlediği bir basın toplantısında, “Maalesef son zamanlarda yargı kararlarının üzerine siyasetin gölgesinin düştüğü şeklinde bir izlenim kamu vicdanını yaralamaktadır. Ülkemizde demokrasi giderek bir seçim metoduna dönüştürülmektedir. Halbuki demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir, aynı zamanda yargı ve yargıç bağımsızlığı demektir. Eğer bu iki bağımsızlık çiğnenirse demokratik bir görüntü altında baskıcı bir düzen kurulmuş olur.” demişti. Ama aynı Erdoğan 15 yıl sonra “Demokrasi sadece sandıktan ibarettir. Demokrasi sadece seçimdir.” diyecektir.

Sabah, 8 Ekim 2001

Önce haber sonra operasyon

Tarih 28 Haziran 2012… Yeni Şafak Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Nuri Albayrak, TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’na bağlı 28 Şubat Alt Komisyonu’na ifade veriyor. 11 yıl önceki Albayrak operasyonunu anlatırken, “Üzerimizde o günün bütün devlet kurumları, SSK, Maliye… Düşünün bir gece sabahleyin kalkıyorum, Milliyet gazetesinde, Albayrak Şirketler Grubu’na 35 trilyon lira ceza kesiliyor ve ben onu Milliyet’ten öğreniyorum. O cezanın nüshası bana bir hafta sonra geliyor. Yani Maliye önce bunu Milliyet gazetesine bildiriyor.” diye şikâyette bulunuyordu. Bugün o operatif haberler, Hizmet Hareketi’ne mensup şirketlere, bankaya ya da şahıslara yönelik istihbari notlar Yeni Şafak’ın da aralarında bulunduğu hükümete yakın medya kuruluşlarına geliyor. Sonra da operasyonlar yapılıyor.

“Bir gece bekçiyle bile aldırırım!”

Yine Nuri Albayrak’tan dinleyelim. Meclis komisyonuna anlatıyor: “Bir gece bize İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen haber veriyor, ‘Ben onları bir gece evden bekçiyle bile aldırırım’ diyor. ‘Sokakta gümbürtüye giderler’ gibisinden.” Şimdiki İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’ya söylediği, “Biz her türlü koruruz sizi. Kapıyı kıracak alacak adamı. Hiç burada mahkeme kararına bile lüzum yok. Savcı direnirse savcıyı da alın.” şeklindeki sözlerini hatırlatmıyor mu? Ya da Ala’nın Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar’a hitaben, Zekeriya Öz’ü kastederek “Hemen onu alsınlar, içeri atsınlar” sözleri… Veya İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Altınok’a, “Hiç bi kere, hiç bi kere… İfade kararını yırt, çöpe at.” emrine… 2001 yılının içişleri bakanı Rüştü Kazım Yücelen’in sözleri, Efkan Ala’nın, dönemin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Tayfun Acarer’e söylediği şu sözlerin yanında masum bile kalıyor denebilir: “Ya kardeşim biz yasa yapan yeriz, gerekirse hangi yasa yapılıyorsa onu yapar, sizin yaptığınızı suç olmaktan çıkarırız, savcıdan korkmayın siz. Koca yüzde 50 oy almış partinin iradesini söylüyorum ben, gerisini s… et.”

Sabah, 14 Eylül 2001

Oysa patron Albayrak, ‘darbe mağduru’ sıfatıyla TBMM Komisyonu’na diyordu ki, “Adil Serdar Saçan (eski İstanbul Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü) hukuk, hak tanımayan bir insandı. O gün güç neyse o gücü kullandı, insanlara işkence yaptı.” Yine Albayrak, medya için şunları söyleyecekti “Şimdi, 28 Şubat’ın en önemli ayaklarından birisi de bana göre medya. Medya çok büyük bir güçtü, kendilerine göre.” Neden? Çünkü, haklarında atılan o manşetler ortada. Gazeteci-yazar Emine Dolmacı’nın ‘28 Şubat’ın Haber Dükkanı / Yalanlar Üstüne’ isimli kitabında sıraladığı gibi, 2001 yılında Sabah Gazetesi’nin başlıklarından bazıları şöyleydi: ‘Doymuyor’, ‘İstanbul hortumcusu’, ‘Ahtapot’un uzun kolları’, ‘İstanbul’un parasını işte bu ahtapot yiyor’, ‘Hortumlamadığı yer kalmadı’, ‘Albayrak’a çifte kıskaç’, ‘Her ekmeğin 5 bin lirası hortumcuya’, ‘Hortuma Tantan el koydu’, ‘Albayrak ne yasa ne yasak tanıyor’, ‘Hortumcu tehdit etti’, ‘Hortumcu Nuri’…Sabah’ın bugün de Hizmet Hareketi için ‘8 kollu ahtapot’ manşeti atıyor olması geçmişi hatırlayınca son derece manidar geliyor.

Milliyet Gazetesi’nin ise 17-25 Temmuz 2001 tarihleri arasında attığı başlıklardan bazıları da şunlardı: “Yenilikçi hortum”, “Fesat ihaleleri”, “1 milyar dolarlık hortum”, “5 koldan hortum”, “Şoförlükten holding sahipliğine”, “Albayrak nasıl zengin oldu?”, “Albayrak, mafya gibi”, “Encümen üyelerine rüşvet arabaları” Bir dönem bu başlıklara muhatap olmuş Nuri Albayrak’ın, “Bugün Türkiye’de Ergenekon olsun, 28 Şubat olsun, bir sürü yargılanan insanlar var. Benim en çok üzüldüğüm taraf, bu işin basın ve medya ayağı yargılanmıyor. Onlar bu işi herhâlde bedava yediler gibi geliyor bana. Ben şunu istiyorum: Şu dönem bu gazeteciler, bu medya patronları, bu medya yazarları, şu manşeti atan gazeteciler yargılansın, kınansın, gerekiyorsa gazetecilik kimlikleri ellerinden alınsın.” şeklindeki temennilerine katılmamak mümkün mü? Fakat kendisi bugün bu sözlerinin arkasında durur mu bilinmez.

Bugün bana yarın sana!

Başbakan Erdoğan’ın imam hatip lisesinden de arkadaşı olan Nuri Albayrak, sadece tetikçi medyadan şikâyetçi değildi. DGM soruşturmasına kaynaklık eden teftiş raporunun ‘güdümlü’ olduğunu da savunuyordu. Mülkiye Müfettişi Candan Eren’in, siyasî telkinlerle hareket ettiğini öne sürüyordu. Bugünse İşçi Partisi’ne bilgi sızdırmakla suçlanan ve bundan dolayı görevden alındığı iddia edilen Başmüfettiş Selim Kutkan’ın raporuna dört elle sarılmakta. Albayrakların suçladığı bir diğer makam, MİT’ti. İstanbul MİT Bölge Başkanı’nın dönemin DGM Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’e telkinlerde bulunduğu görüşündeydi. Akıllara hemen ‘Kaç İsmail’ olayı geliyor değil mi?

Sabah, 17 Eylül 2001

Nuri Albayrak, TBMM’de resmî kayıtlara giren ifadesinde, ‘zulme uğradığını söylediği’ o dönem yanlarında duran gazeteleri sıralarken Zaman’ı özellikle zikrediyordu. Yeni Şafak yöneticilerinden olan kardeşi Mustafa Albayrak’ın şu sözleri ise her şeyi özetliyor: “Siyasî iktidar değişti. O gün gücü elinde bulunduranların tamamı Parlamento’nun dışında kaldı. Tamamı yok oldu. Bugün her birinin bir şeylerle yargılandığını görüyorsunuz. Dolayısıyla bu kanunsuz insanların yaptıkları operasyonlarda mazlum olmak çok güzel bir şeydi. Zalim olmaktansa mazlum olmak çok daha güzel bir şey.” 10.08.2014

http://www.zaman.com.tr/pazar_albayraklar-operasyonu_2236670.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

‘Dönemin Başbakanı’ önergesine cevap alamıyor

Başbakan Tayyip Erdoğan, “17 Aralık döneminde polisler benim için  ‘dönemin başbakanı’ yazılı fezleke hazırlamış.” iddiasının belgesini Meclis’e sunmuyor. Bağımsız İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, 28 Mayıs 2014 tarihinde, Başbakan Erdoğan’ın cevaplaması istemiyle Meclis Başkanlığı’na bir soru önergesi vermişti. Fakat aradan yaklaşık 45 gün geçmesine rağmen cevap alamadı. Şükür, önergesinde şu soruları yöneltmişti:  “Başbakan’ın elinde böyle bir iddianame veyahut fezleke varsa niçin kamuoyu ile paylaşmıyor? Böyle bir iddia var ise şayet, ispat ve belge gerektirir, söz konusu belgeler nelerdir? Eğer Başbakan’ın elinde böyle bir belge varsa, söz konusu dokümanın altında ilgili savcının ve emniyetin ilgili şube müdürünün sicil bilgi ve imzası olmalı. Bu kişilerin bilgileri savcılık ve emniyet ile paylaşıldı mı? Paylaşıldı ise ilgili savcı ve ilgili şube müdürü hakkında ne tür bir idari işlem yapıldı?”

Hakan Şükür ayrıca, başbakanlar hakkında savcılık ve emniyet birimlerinin soruşturma yetkisinin bulunmadığını hatırlattı. Anayasa’nın 100. ve TBMM İçtüzüğü’nün 107. maddeleri gereği başbakanlar hakkında soruşturma yetkisinin Meclis’e ait olduğunu anımsattı. Savcılarla emniyet birimlerinin bunu bilmeme ihtimalinin bulunup bulunmadığını sordu. Şükür, önergesinde, Başbakan Erdoğan’ın bu konudaki açıklamalarının çelişkili olduğuna da dikkat çekti. Bunlardan biri, “Polis hakkımda iddianame hazırlamış.” açıklamasıydı. Polisin iddianame hazırlama yetkisinin bulunmadığına atıf yapıldı. İddianameler savcılar tarafından hazırlanıp mahkemeye sunuluyor. Erdoğan bir başka açıklamasında, söz konusu belge için ‘fezleke’, bir diğerinde de ‘tutanak’ ifadelerini kullanmıştı.  Şükür, önceki gün önergesini yenileyerek tekrar Meclis Başkanlığı’na sundu. 11.07.2014

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_donemin-basbakani-onergesine-cevap-alamiyor_2230456.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

Vicdanım elvermiyor, sessiz kalamam

Eski ANAP Genel Başkanı Nesrin Nas

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Hizmet Hareketi’ne mensup insanlar hakkında ‘suç üretilmesi’ için 30 ile gönderdiği hukuksuz talimatlara tepki çığ gibi büyüyor. Hizmet’e tuzak konusundaki haberleri endişeyle takip ettiğini belirten Nas, “Kabul edilemez bir şey bu. Bir insan olarak, bir vatandaş olarak buna ses çıkarmamam mümkün değil. Vicdanım buna el vermez.” diyor. “Söz konusu talimatlar sizce hukuki mi?” sorusu karşısında gülümseyen eski siyasetçi, “Bakın, ‘Bu belgeler hukuki mi?’ diye sorduğunuzda bile gülüyorum. Hukuk mu kaldı? Acı acı gülüyorum.” tepkisini veriyor. Ardından şu uyarıyı yapıyor:“Her şey bir torbaya doldurulmaya çalışılıyorsa buna cadı avı denir. Bu gidişle bu işin nereye varacağını düşünemiyorum. Eğer bu çukurdan bir çıkış bulamazsak yarın bugünleri de arar hale gelebiliriz.”

Nesrin Nas, Hizmet’e yönelik girişimlerin kendisi için sürpriz olmadığını söylerken Başbakan Erdoğan’ın “Cadı avıysa cadı avı, biz bunu yapacağız” şeklindeki açıklamasını hatırlatıyor. Gerek dershane öğrencilerinin fişlenmesi gerekse son 10 yıl içerisinde işlenen bazı siyasi cinayetlerin Hizmet’e yıkılmak istenmesiyle ilgili olarak, “Ben tek tek detayları konuşmak istemem.” diyen eski ANAP lideri, şöyle devam ediyor: “Önemli olan şu; temel hakların ve özgürlüklerin bu kadar ayaklar altına alındığı, hukukun bu kadar ayrıntı haline getirildiği bir ülkeden biz nasıl çıkacağız? Böyle bir yapıdan nasıl kurtulacağız? Artık olanlara şaşırmayı bıraktım. Bu çukurdan nasıl çıkabiliriz, ben onu düşünüyorum. Etrafıma bakıyorum, son derece vahim. Ne yazık ki insanların bunun vahametini çok iyi anladıklarını da düşünmüyorum.”

Bu noktada, 1984 yılında ölen Alman rahip Martin Niemöller’in meşhur itiraflarına atıf yapıyor. Niemöller, “Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim. Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim. Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim. Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.” demişti. Şimdi de Türkiye’de benzer bir dönemden geçildiğini dile getiren Nesrin Nas, şöyle konuşuyor: “Sıra kime gelecek? Herkes korkuyla ‘sıra bana ne zaman gelecek’ diye soruyorsa vah benim güzel ülkem. Türkiye maalesef hızla oraya doğru gidiyor. Bu kadar hukuksuz, bu kadar temel hak ve özgürlükleri göz ardı eden bir yaklaşım kendi reaksiyonunu da oluşturuyor. Ne yazık ki geldiğimiz nokta bu. İç barışımızı nasıl sağlayacağız, hukuku tekrar nasıl egemen kılacağız, demokrasiyi yeniden fabrika ayarlarına nasıl geri döndüreceğiz? Önemli olan, buradan en az yarayla, en az bedeli ödeyerek çıkmak. Öyle ya da böyle bedel ödeyeceğiz.”

Kimsenin oy kullanmayacağım deme lüksü yok

Nesrin Nas, ‘çukurdan’ çıkış yolunu ise şöyle tarif ediyor: “Tekrar direksiyonumuzu uzlaşmaya çevirerek, tekrar AB standartlarındaki bir evrensel hukuka direksiyon kırarak çıkabiliriz. Bunun için de önümüzdeki seçim sürecini kritik görüyorum. Şu anda kimsenin ‘benim gönlüme sinen bir aday yok, oy kullanmayacağım’ deme lüksü yok. Benim, bugünleri de ararız diye endişem var. Buradan bir demokrasiye, uzlaşmaya, evrensel hukuka dayalı bir çıkış bulamazsak ülkeyi çok ciddi bir iç çatışmaya götürür diye korkuyorum. Çünkü herkes kendi mahallesine çekilmeye başladı. Kendi etrafımda da görüyorum, bu şaka değil. İnsanlarda adaletsizlik ya da sadece güçlünün adaletinin egemen olduğu duygusu yayılırsa bu hayatımızdaki her alanı dalga dalga etkiler.” 09.07.2014

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_turkiye-cok-vahim-bir-noktaya-tasiniyor-vicdanim-elvermiyor-sessiz-kalamam_2229954.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

Cumhuriyet mitinglerini düzenleyenler artık AKP’ye benden daha yakın

Eski AKP milletvekili, Alevi yazar Reha Çamuroğlu, halen üyesi olduğu partinin yönetimine sert eleştiriler yöneltiyor. 2007’deki e-muhtıra ve cumhuriyet mitingleri sürecinde milletvekili olan Çamuroğlu, “Bugün aynı şartlar olsun, yine teklifi kabul ederim.” diyor. Ancak şartların tamamen değiştiği kanaatinde. O dönemde karşıt olanların bugün yan yana yürüdüğüne dikkat çekiyor. “Mitingleri düzenleyenler, halen üyesi olduğum partiye benden daha yakınlar. Bir tuhaflık yok mu?” diye soran Çamuroğlu, bugün birçok problemin pusulayı şaşırmaktan kaynaklandığını düşünüyor.

İslamcı kimlikle Müslümanlığın bu dönemde net bir şekilde ayrıştığı tespitini yapan Çamuroğlu, ‘Hizmet Hareketi’ne Kumpas Eylem Planı’nı da bu çerçevede ele alıyor. “Zaten adalet mekanizması darmadağın edildi. Hukuk tatile çıktığı için neyi yadırgamamı bekliyorsunuz ki? Şahsen bana artık her tür operasyon mümkün görünüyor. Hepimiz bunlara tanık veya kurban olabiliriz.” ifadelerini kullanıyor. Artık Başbakan’ın yanında, eski statükonun gadrine uğramış kişilerin azalmasını da bu çerçeveye oturtuyor. Şu örneklerin altını çiziyor: “Yiğit Bulut başdanışman. Bürokrasiden yükselmiş Efkan Ala, içişleri bakanı. Başbakan’ın 40 yıllık arkadaşı İdris Naim Şahin, artık yanında değil. Ve o Ala, o Şahin’i suçluyor. Birdenbire hain oldu adamcağız.”

Reha Çamuroğlu, Türkiye’nin hem içeride hem de dışarıda rotasının kaydığını öne sürerken, “Türkiye’nin yönünü yitirdiğini, o kayaya bu kayaya çarptığını düşünüyorum. Çoktandır teknenin su almakta olduğu düşüncesindeyim.” diyor.

ALEVİLER, EKMELEDDİN İHSANOĞLU’NA ÖNYARGIYLA YAKLAŞMAZ

CHP ve MHP’nin ‘çatı aday’ olarak Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu göstermesini de yorumlayan Alevi yazar, “Son derece isabetli bir tercih. İhsanoğlu’nun kapsayıcı, kucaklayıcı bir cumhurbaşkanı figürü olmaya çok uygun bir şahsiyet olduğunu düşünüyorum. Kimse kendisinden ‘başkan baba’ olmasını beklemiyor. Ulusun tümünü tekrar kucaklamaya aday bir isimdir. Bana göre, Sayın Başbakan açısından da çok çok ciddiye alınması gereken bir rakip. Bu görevi hakkıyla yerine getireceğine inanıyorum.” değerlendirmesinde bulunuyor. Kendisinin de 2008 yılında TBMM Büyük Hizmet Ödülü için İhsanoğlu’nu önerdiğini hatırlatıyor. Alevilerin İhsanoğlu’na karşı olduğu iddiaları içinse şunları söylüyor: “Ben bunun kasıtlı abartıldığı kanaatindeyim. Sayın İhsanoğlu’nun Müslüman kimliği beni bir Alevi olarak hiç mi hiç rahatsız etmemektedir. İslamcı olsaydı ederdi. Dolayısıyla ben Alevilerin sandık başına gittiklerinde kendilerine atfedilen önyargılarla davranmayacağı kanaatindeyim. İhsanoğlu gibi son derece çağdaş kimlikte karşımıza çıkmış bir değerli seçeneği değerlendirmemenin yanlış olacağını düşünüyorum. Alevilerin en çok oy verdiği parti, İhsanoğlu’nu aday gösteriyorsa herhalde onlar da kendi tabanlarına kulak veriyorlardır. Yani bu noktada kimse Alevileri ağızdan dolma tüfeklere benzetmesin. Yanılırlar. Aleviler adına konuşmuyorum fakat şunu görüyorum; Aleviler sandık başına gittiklerinde iki tercihten birine yöneleceklerse, ki öyle görünüyor, tercihleri net olacaktır. Sandığa gitmemenin ise böyle bir dönemde her bir vatandaş için çok ağır bir sorumluluk ve hata olacağı kanaatindeyim.”

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_hukuk-darmadagin-edildi-her-operasyonu-yaparlar_2227966.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

AK Parti Akdeniz’de battı, Karadeniz’de çıktı

AK Parti, 30 Mart seçimlerinin kesin olmayan sonuçlarına göre oyların yüzde 43.2’sini (il genel meclisi) alarak kendi yerel seçim zaferine imza attı. CHP yüzde 25.6’da kalırken MHP 17.6, BDP-HDP de yüzde 6.6 oy aldı. 81 ilin 48’ini kazanan AK Parti, en yüksek oyu yüzde 67.8 ile Başbakan Tayyip Erdoğan’ın memleketi Rize’den aldı. CHP 13, BDP 10, MHP 8 belediye alırken Mardin’i de bağımsız aday Ahmet Türk kazandı. İktidar partisi, 2009 yerel seçimlerine göre sadece Akdeniz Bölgesi’nde düşüş yaşarken geri kalan bütün bölgelerde yükselişteydi. 81 ilin büyük bölümünde de oylarını yükseltti. En büyük artışı ise Karadeniz’de kaydetti. Bu arada yeni Büyükşehir Yasası’nın ise AK Parti’ye yaradığı görüldü. Ankara ve Balıkesir’de çevre yerleşim yerlerinden gelen oylarla AK Parti ipi göğüsledi. Seçimin sonuçlarından biri de 4 partinin dışında kalan küçük partilerin neredeyse tamamen yok olmasıydı.

CHP  6’sı büyükşehir, 14 il kazandı. Bu iller İzmir, Hatay, Eskişehir, Sinop, Giresun, Zonguldak, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Çanakkale, Aydın, Muğla, Burdur ve Yalova oldu. BDP, il sayısını artırarak 10 belediyeye sahip oldu. Diyarbakır ve Van gibi büyükşehirlerin yanı sıra Tunceli, Ağrı, Iğdır, Bitlis, Batman, Şırnak, Siirt ve Hakkari’yi aldı. MHP ise 8 belediyede kaldı. Bunlar; Manisa, Isparta,  Mersin, Adana, Karabük, Bartın, Kars ve Osmaniye’ydi.

2009 yerel seçimlerinde AK Parti yüzde 38.8, CHP yüzde 23.1, MHP yüzde 16.1, DTP yüzde 5.7, SP yüzde 5.2, DP yüzde 3.7 ve DSP yüzde 2.8 oy almıştı. AK Parti oylarını yaklaşık 5 puan artırırken CHP 2.5, BDP ve MHP de 1’er puan artırdı. AK Parti bir önceki seçimde 47 il kazanmıştı. Bunu 1 artırarak sayıyı 48′e yükseltti.

Az da olsa bazı sürprizler de yaşandı. AK Parti eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in aday olduğu Hatay’da, eski AK Partili mevcut belediye başkanı CHP’li Lütfi Savaş ipi göğüsledi. Savaş böylece Hatay’ın ilk büyükşehir belediye başkanı oldu.

AK Parti’nin kazandığı büyükşehirler; İstanbul, Ankara, Bursa, Kayseri, Konya, Gaziantep,  Erzurum, Antalya, Balıkesir, Denizli, Kocaeli, Kahramanmaraş, Ordu, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa, Trabzon ve Malatya oldu. Yeni 14 büyükşehirden 7 tanesi AK Parti’nin. Bunlar; Balıkesir, Kahramanmaraş, Denizli, Malatya, Trabzon, Ordu. Bu 7 büyükşehirden Balıkesir daha önce MHP, Ordu da CHP’deydi.

AK Parti Marmara bölgesinde 6 ili kazanırken geri kalan 5 ilde CHP gülen taraf oldu. En çok merak edilen il İstanbul’da iktidar partisi oylarını 3.5 puan artırarak yüzde 47.7’ye ulaştı. AK Parti’nin bir önceki yerel seçimde Marmara ortalaması yüzde 38 iken bu seçimde yüzde 42’ye ulaştı. Marmara’nın en ilgi çekici Yalova’da oldu. AK Parti’nin adayı, bir önceki seçimde Demokrat Parti’den seçilen, sonrasında Süleyman Soylu ile birlikte AK Parti’ye katılan Yakup Koçal’dı. Son saniyeye kadar süren yarışta Koçal’ın yeniden seçildiği bildirildi, daha sonra itirazlar üzerine CHP’nin kazandığı açıklandı.

AK Parti’nin en görkemli sonuçları aldığı bölgelerden biri de İç Anadolu oldu. 13 ilin 12’sini kazandı. Bunlar arasında, bir önceki seçim merhum Muhsin Yazıcıoğlu’na duyulan vefa gereği BBP’ye kaptırdığı Sivas da vardı. Bu bölgede kaybettiği tek il Eskişehir oldu. 2009’da AK Parti’nin İç Anadolu ortalaması yüzde 45.8 iken 30 Mart’ta 46.3 oldu.

AK Parti Ege’de 8 ilin 4’ünü aldı. Bunlar; Kütahya, Afyon, Denizli ve Uşak. 2009 yılında 3 ili kazanabilmişti. Bu seçimde onlara Uşak’ı da ekledi. Bu ili MHP’nin elinden aldı. Ege’de oy oranı 2009 seçimlerinde ortalama 36.7 idi. Bu seçimde 39.5’e çıkardı. İzmir’de CHP ile AK Parti arasındaki makas 10 puan birden azaldı. 2009 seçimlerinde 25 puan olan fark, bu seçimde 15’e düştü. CHP yüzde 49.8 oy alırken AK Parti 30.7’de kaldı.

İktidar partisinin hezimete uğradığı tek yer Akdeniz oldu.  8 ilden sadece 2 tanesini alabildi. Bu iller Antalya ve Kahramanmaraş. Hatay ve Burdur’u CHP’ye kaptırdı. Buna karşılık burun farkıyla Antalya’yı CHP’nin elinden aldı. Bir önceki yerel seçimde AK Parti’nin bölge ortalaması  39’du. Bu seçimde 38.2’ye düştü. En sert düşüş 11 puanla Hatay’da yaşanırken kazandığı illerden Kahramanmaraş’ta 7 puan, Burdur’da 5 puan, Osmaniye’de de 1 puan düşüş yaşadı.

Buna karşılık Karadeniz yüzünü güldürdü. 18 ilin 13’ünü kazandı. Bu sayı 2009’da 9’du. Üzerine 4 il daha koymayı başardı. Bu 4 il arasında CHP’nin güçlü olduğu şehirlerden Artvin, Ordu ve MHP’nin kalelerinden Kastamonu da vardı. Diğer il de MHP’li Gümüşhane oldu. AK Parti bu 4 ilin yanı sıra Trabzon, Rize, Düzce, Samsun, Amasya, Çorum, Tokat, Bayburt ve Bolu’yu korumayı başardı. AK Parti’nin bölge genelindeki oy oranı  bir önceki yerel seçimde yüzde 40,6 iken yüzde 48’e yükseltti.

Doğu Anadolu’da 14 ilin 7’sini, yani yarısını aldı. Bunlar Malatya, Erzurum, Erzincan, Elazığ, Bingöl, Ardahan ve Muş. Daha önceki seçimde 10 ili alan AK Parti, 3 yeri kaybetti. Kars’ı MHP’ye, Bitlis ve Ağrı’yı da BDP’ye kaptırdı. Buna karşılık yeni bir il kazanamadı. Ardahan’da CHP ile kıyasıya bir yarış olurken AK Parti yüzde 0.2’lik bir farkla ipi göğüsledi. Ağrı’da BDP ile AK Parti arasında çetin bir rekabet yaşandı. BDP adayı Sırrı Sakık, yüzde 45.47’ye karşılık yüzde 45.92 gibi küçük bir farkla seçimi kazandı. Iğdır’da da ilginç bir mücadele yaşandı. BDP ile MHP’nin yarıştığı tek il burası oldu. BDP, yüzde 1’lik farkla belediyesini korudu. Bir önceki seçimde AK Parti’nin bölge ortalaması yüzde 40, BDP’nin yüzde 26.6 idi. Bu seçimde AK Parti 40.7 olurken BDP ortalamasını 28.5’e yükseltti.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 9 ilin  4’ünü BDP, 4’ünü AK Parti, birini de bağımsız aday kazandı. Mardin’de bağımsız olarak yarışa giren Ahmet Türk’ün de BDP oylarına dahil edilmesi halinde bu partinin bir adım öne geçtiği söylenebilir. BDP Diyarbakır’da 10 puanlık bir düşüşle yüzde 55.3’e geriledi. Buna karşılık AK Parti Diyarbakır’da 3 puan yükseldi. Mardin’de bir önceki seçimde BDP’nin oy oranı 36.3’tü ama Ahmet Türk oyları yüzde 52’ye yükselterek belediyeyi AK Parti’nin elinden aldı. AK Parti’nin oyları burada yaklaşık 8 puan birden geriledi. İlginç sonuçlardan biri de Siirt’te, BDP’nin 2009 seçimleriyle aynı oranı almış olmasıydı. İki seçimde de 49.4 oy oranı ile belediyeyi kazandı. Ak Parti’nin 2009 seçim ortalaması 43.6, BDP’ninki 32 idi. Bu seçimde AK Parti bölgedeki oy ortalamasını 43.8’e yükseltirken BDP, bağımsız kazanan Ahmet Türk’ün oyları da dahil edilirse yüzde 35’e çıkardı. 02.04.2014 AHMET DÖNMEZ ANKARA

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı