Ak Saray’dan ‘gazeteciye baskın’ talimatı: Sen misin o kitabı yazan

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Binali Yıldırım, savcılığa başvurarak ‘Yüzde On-Adil Düzenden Havuz Düzenine’ kitabını kaleme alan Başbakanlık muhabirimiz Ahmet Dönmez’in ‘muhtemel bütün adreslerine’ baskın yapılmasını istedi. Mahkeme talebi onaylarsa, bu son derece muğlak ifadeye dayanılarak sadece muhabirin evi değil, akrabaları ve hatta arkadaşlarına kadar her yere baskın düzenlenebilecek. Aynı zamanda baskınlarda gazeteciye ait bilgisayar, akıllı telefon ve dijital bütün materyallere el konulması talep ediliyor. Bunun yanı sıra kitabın toplatılması, tekrar basılması ve dağıtımının

engellenmesi isteniyor. Dilekçenin verildiği İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Basın Suçları Bürosu’ndan, baskın, el koyma ve toplatma kararlarını alması için İstanbul Sulh Ceza Hakimliği’ne başvuru yapılmasının istenmesi de dikkat çekici.

Binali Yıldırım’ın talimatıyla avukat Serkan Bayram imzasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu’na verilen dilekçede şöyle deniyor: “Öncelikle şüpheli şahıs tarafından yazılmış ‘Yüzde On Adil Düzenden Havuz Düzenine’ adlı kitabının sayın müvekkilin daha fazla zarar görmesinin engellenmesi amacıyla yayınlanan kitapların toplattırılmasını ve tekrardan basım ve yayınının engellenmesi kararları alınması için Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurulmasını… Şüphelinin eylemlerine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 125’inci ve 267’nci maddeleri ve TCK’nın ilgili maddelerine göre tecziyesini temin zımnında gerekli tahkikatın ve CMK gereğince arama, el koyma işlemlerinin yapılarak

kamu davası açılmasını… Şüphelinin muhtemel olan adreslerinde CMK 116. maddesi gereğince arama izni alınarak arama yapılmasını, bulunan her türlü bilgisayar, akıllı telefon, dijital materyale CMK 134. maddesi gereğince el konulmasını, CMK 134. maddesinin uygulanmasını, Türk Ceza Kanunu’nun eylemine uyan maddeleri gereğince tecziyesi amacıyla kamu davası açılmasını talep zarureti doğmuştur.”

MATBAALARA GÖZDAĞI

Binali Yıldırım’ın Dönmez’e açtığı tek dava bu değil. İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne de hem gazeteci hem de kitabı basan matbaa Ana Basın Yayın aleyhine 20’şer bin liralık tazminat davaları açıldı. Ana Basın, bu nedenle kitabın ikinci baskısını da Dönmez’in yeni kitabı ‘17 Aralık-Sıfır Noktası’nı da basmaktan vazgeçti. Uzun süre yeni bir matbaa arayan yayınevi, tek tek olumsuz cevap alınca ikinci baskının piyasaya sürülmesi gecikti. Son olarak ocak ayı içerisinde sol bir yayınevinin matbaası kitapları basmayı kabul etti. Önümüzdeki günlerde her iki kitap da raflara çıkacak.

‘Havuz düzeni, 1994 yılında belediyelerde kuruldu’

Gazeteci Dönmez’in kitabı, ihalelerden alınan paylarla kurulan havuz düzeninin 20 yıllık geçmişini anlatıyor. Havuz düzeninin 1994 yılında belediyelerin kazanılmasıyla kurulduğu tezini işleyen kitapta, İstanbul Büyükşehir Belediyesi üst düzey bürokratlarının ‘yolsuzluk’ itirafları da yer alıyor. AKP iktidarları döneminde yapılan yolsuzlukları da kronolojik olarak derleyen çalışma, iktidar partisi ile cemaat ayrışmasının ipuçlarını da barındırıyor. İlk baskısı tükenen kitap şu an ikinci baskıda, fakat henüz piyasaya çıkmış değil. Dönmez ayrıca gazeteci Ufuk Köroğlu ile birlikte ‘17 Aralık-Sıfır Noktası’ isimli bir kitabı da bugünlerde piyasaya çıkarmaya hazırlanıyor.

‘Yüzde On’ isimli kitapta Binali Yıldırım’ın isminin geçtiği bütün bölümler, kamuoyuna mal olmuş ve aleniyet kazanmış bilgiler. Yıldırım’ın şikayet konusu yaptığı ilk konu, 25 Aralık soruşturma dosyasına girmiş olan ‘Sabah-ATV havuzu’ iddiaları ile ilgili. Dosyada, mahkeme kararı ile

yapılan dinlemeler neticesinde devletten ihale alan bazı işadamlarının para vermeye zorlandığı ve bir havuzda toplanan bu paralarla da Sabah-ATV’nin el değiştirdiği ileri sürülüyordu. İddiaya göre işadamları arasında koordinasyonu da dönemin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım sağlıyordu.

Cumhurbaşkanı Başdanışma-nı’nın mahkemeye başvurmasına yol açan ikinci konu, oğlu Erkan Yıldırım’ın 2003 yılında aldığı gemi. O dönem Vatan Gazetesi’nde ‘Harika Çocuk’ manşeti ile kamuoyuna duyurulan Yıldırım’ın gemisi, dönemin AKP yöneticilerini dahi rahatsız etmiş ve istifa etmesi gerektiğine dair basın açıklamaları gazetelere yansımıştı. Binali Yıldırım’ın, oğluna gemi alması için borç veren firmaya da kıyak yaptığı ve ihalesiz bir şekilde feribot verdiği ileri sürülüyordu. Bu iddialar da o dönem medyada geniş şekilde değerlendirilmişti.

Yıldırım’ı rahatsız eden bir diğer konu da Siemens’in dağıttığı iddia edilen rüşvetlerle ilgili. Ünlü Alman teknoloji firmasının bütün dünyada rüşvetler dağıttığının ortaya çıktığı, bu çerçevede Münih Savcılığı’nın da soruşturma başlattığı ve burada ifade veren üst düzey bir Siemens yöneticisinin, Türkiye’de de ‘komünikasyon bakanına’ rüşvet verildiğini itiraf ettiği belirtiliyordu. Bu gelişmeler, 2006 yılında medyaya yansımıştı. Başta Metin Münir olmak üzere bazı gazeteciler de o bakanın Binali Yıldırım olduğunu iddia etmişti. Ahmet Dönmez, kitabında bu haberleri kaynak göstererek iddialara yer vermişti. 21 Şubat 2015

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_ak-saraydan-gazeteciye-baskin-talimati-sen-misin-o-kitabi-yazan_2279076.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

VIP araç saltanatının faturası kamu bankalarına çıktı

Kamu bankalarının başı, VIP araçlarla dertte. Vakıfbank, Halk Bankası ve Ziraat Bankası, maaş ödemeleri için açılan hesaplar karşılığında kamuya tahsis ettiği binlerce aracı geri alamıyor. Mevzuat gereği 2013 sonunda teslim alınması gereken VIP araçlar, iade edilmiyor. Bu araçların milyonlarca liralık giderleri ise halen kamu bankaları tarafından karşılanıyor. Sadece Vakıfbank’ın 398 araç için yıllık gideri toplam 12 milyon 817 bin TL. Bu durum, halka açık şirketler olan bu bankaların yöneticilerini ileride açılabilecek davalar nedeniyle tedirgin ediyor.

Kamu bankaları, kendilerinde mevduat hesabı açtırmaları karşılığında eskiden beri bakanlıklar ve kamu kurumlarına araç tahsis ediyor. Bu araçların bir kısmı hibe edilirken bir kısmı da kiralama yöntemiyle kullanıma sunuluyor. Satın alma ve kira giderinin yanı sıra vergi, sigorta, bakım onarım ve akaryakıt giderleri de bankalar tarafından karşılanıyor. Fakat 2012’de çıkan Kamu Haznedarlığı Tebliği’nin 7. maddesi ile kamu kurumlarının bankalardan faiz dışında menfaat sağlamaları yasaklandı. Tebliğin yürürlüğe girmesinden önce imzalanan protokoller için tanınan süreler de 2013’te doldu. Buna rağmen VİP araçlar halen tahsisli kurumların kullanımında.

Bankacılık sektörü zaten Rekabet Kurumu’nun verdiği cezalarla oldukça sıkıntılı günler yaşıyor. Alınan bilgilere göre kamu kurumlarının kullanımına sunulan taşıt sayısı, toplamda binlerle ifade ediliyor. Bunlar arasında lüks sınıfa giren son model araçlar da var. Başta Başbakanlık olmak üzere çeşitli bakanlıklar, valilikler, belediyeler, il özel idareleri, kaymakamlıklar, üniversiteler ve diğer kamu kurumları bu imkandan istifade ediyor. Banka yöneticilerini zorlayan kısmı ise bu kurum ve kuruluşların araç saltanatından vazgeçmeye yanaşmaması. Mevcut konjonktür gereği banka idarecileri de bu araçları isteyemiyor. Bu araçlardan vazgeçilip tamamen ilgili kurumlara hibe edilmesi isteniyor. Fakat bu durumda banka yöneticileri, ileride yapılacak incelemelerde suçlu duruma düşmekten korkuyor. Çünkü kamu bankaları BDDK, Sayıştay, Hazine Müsteşarlığı ve Başbakanlık Teftiş Kurulu denetimine tabi. Ayrıca Sermaye Piyasası Kurulu da (SPK) halka açık şirket konumunda olan bu bankaları denetliyor. Banka yöneticileri yapılan bir denetimle hem bankayı zarara uğratmaktan hem de küçük yatırımcıların zarara uğratılması ihtimali dolayısıyla sorumlu olmaktan çekiniyorlar. Bu nedenle araçlarla ilgili nihai kararı bankaların yönetim kurullarının alması seçeneği üzerinde duruluyor.

Sadece Vakıfbank’ın kamuya tahsisli yaklaşık 400 taşıtı bulunuyor. Bunların 50’den fazlası Başbakanlık kullanımında. Bunun yanı sıra İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, TOKİ, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İSKİ, KİPTAŞ, TRT, TİKA, Devlet Su İşleri (DSİ), Gümrük Müsteşarlığı, Tekel Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü, KOSGEB, EPDK, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Diyanet Vakfı, belediyeler, valilikler, üniversiteler ve birçok genel müdürlük bulunuyor.

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bağlı bulunduğu bir Başbakanlık yetkilisi, “Halka açık bir bankanın bu şekilde masrafa sokularak zarar ettirilmesi doğru değil. Karşılıksız bir şekilde yüzlerce araç kamu kurumlarına dağıtılıyor. Sanki bu banka kamunun otomobil tedarikçisi gibi kullanılıyor.” diye şikayet ediyor. Fakat mevcut şartlar içerisinde kendilerinin de elinin kolunun bağlı olduğu itirafını yapıyor. AHMET DÖNMEZ, EMRE SONCAN, ZAMAN, 17 Şubat 2015

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/ekonomi_vip-arac-saltanatinin-faturasi-kamu-bankalarina-cikti_2278230.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

(HABER ANALİZ) Davutoğlu, ekibini Meclis’e taşıyor

AKP’nin ilk 3 dönemdeki merkez sağ, muhafazakâr demokrat ağırlıklı profili, giderek daha ideolojik bir eksene oturdu. Davutoğlu’nun danışman ekibinin siyasete atılma kararı alması bu açıdan önemli. ‘Yeni Türkiye’ söylemi ile kastedilen sistemin altını doldurabilecek isimlerin Meclis’e taşınıp taşınmayacağı 24 Nisan’daki listelerle belli olacak.

Milletvekilliği için istifa süresinin dolmasıyla birlikte AKP’nin bürokrat aday adayları şekillendi. Ortaya çıkan çarpıcı tablo ise AKP’deki kabuk değişimi ve ideolojik farklılaşmanın muhtemel aday listesine yansıyacak olması. İlk 3 dönemdeki merkez sağ, muhafazakar demokrat ağırlıklı profilin, giderek daha ideolojik bir eksene doğru oturduğu görülüyor. ‘Yeni Türkiye’ söylemi ile kastedilen sistemin altını doldurabilecek isimlerin Meclis’e taşınma hazırlığı yapması önemli. Ankara’da yeni bir kırılma ve yeni bir şekillenme söz konusu. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun danışman ekibinin siyasete atılma kararı alması bu açıdan önemli. 7 kişilik beyin takımı içerisinde yer alan başdanışmanları Ali Sarıkaya, Taha Özhan ve Ertan Aydın milletvekilliği için görevlerinden ayrıldı. İstifa listesindeki diğer birkaç isimle birlikte değerlendirildiğinde ortaya anlamlı bir resim çıkıyor. Bu resmin en önemli parçası, elbette MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın istifası ve onun etrafında derinleşen tartışmalar… Bir diğer önemli ayak, AKP’nin düşünce kuruluşu gibi çalışan SETA’nın (Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı) Türk siyasetine ağırlığını doğrudan koymaya başlaması. Bunun ne manaya geldiği sorusunun cevabı ise eski AKP’li İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in istifa metninde vurgu yaptığı ‘dar oligarşik kadro’ kavramında gizli. Bu ‘kadro’, daha çok SETA etrafında şekillenen eski radikal İslamcılar, Selefiler ve eski İrancılar diye tanımlanan bir koalisyon ekibi. Başbakan başdanışmanlığından istifa eden Taha Özhan, SETA’nın da başkanıydı. Onunla birlikte SETA Dış Politika Direktörü Talip Küçükcan da Marmara Üniversitesi’nden ayrılarak aday adayı oldu. Gazi Üniversitesi öğretim üyeliğinden istifa eden Doç. Dr. Hüseyin Yayman da eski bir SETA analisti.

AKP ile hemen hemen yaşıt olan düşünce kuruluşu, ilk olarak SETAV diye anılıyordu. İlk başkanı, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’dü. Daha sonra görevi Ahmet Davutoğlu aldı. O da koltuğu şu an Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü olan İbrahim Kalın’a bıraktı. Daha sonra SETA kısaltmasını kullanmaya başlayan vakıf, Başbakan Ahmet Davutoğlu’na yakın bir entelijansiyadan oluşuyor. SETA, Davutoğlu’nun kurucusu olduğu Bilim Sanat Vakfı, onun kardeş kuruluşu Şehir Üniversitesi, Küre Yayıncılık ve eski Anlayış dergisi ile bir arada düşünülmesi gereken bir düşünce kuruluşu. Bu çevrelerden yetişen kadrolar, bugün devlet yönetiminde önemli yerler işgal ediyor. Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasının ardından kimin başbakan olacağı sorusu, bu açıdan birçokları için cevabı baştan belli bir soruydu. Siyasetin gerçekleri Davutoğlu’nu dayatıyordu. Çünkü siyasetin bugünkü gerçeklerini belirleyen en önemli dinamiklerden biri de SETA çevresinde oluşan yeni Ankara elitiydi. Bir ‘Hoca’ olarak bu ekip üzerinde önemli bir ağırlığı bulunan Davutoğlu, ilan edilmemiş gizli başbakandı.

İdris Naim Şahin’in, ‘dar oligarşik kadro’ derken kastettiği bir zihniyetti tabii ki. Ama bu zihniyetin temsilcileri olarak gördüğü isimlerden biri Hakan Fidan’dı; siyasete girmek için MİT’in başından ayrıldı. Bir diğeri Yalçın Akdoğan’dı. O zaten Meclis’te ve başbakan yardımcısı olarak kabinede. Üçüncü bir isim olan Efkan Ala, dışarıdan içişleri bakanı olarak atandı. Onun da milletvekili yapılıp Meclis’e taşınacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fidan’ın istifasına yönelik sitemlerini bu resim etrafında mı değerlendirmek gerekir? Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Ahmet Takan’ın birkaç gün önce kaleme aldığı çarpıcı yazısında buna dair işaretler var: “Hakan Fidan’ın AKP çarkına dahil edilişinin Abdullah Gül ile olduğunu, Başbakan başdanışmanlığı görevim sırasında Hakan Fidan’ı tanıdığımı aktarmıştım. Ahmet Davutoğlu’nun da dış politika başdanışmanı olduğu günlerde Gül, Fidan’ı ona teslim etmişti. (…) Fidan’ın yükselişleri de Gül ve Davutoğlu sayesinde olmuştur. (…) AKP’de özellikle Erdoğan’a yakın çevrelerde şu görüş hakim oldu; ‘Fidan safını belli etti. Ahmet Davutoğlu’nun yanına geçti. Oyunu da Abdullah Gül kurguluyor.’ AKP kulislerindeki yorum ve iddialara göre; Ahmet Davutoğlu, başkanlık sistemini kurgulayan Erdoğan’a karşı derinden alttan oyma operasyonu yapıyor.”

Dar oligarşik kadro demişken… AKP Sözcüsü Beşir Atalay, 7 Şubat MİT krizinin ardından başbakan yardımcısı sıfatıyla 11 Mart 2012 tarihinde çıktığı Kanal 7’deki Başkent Kulisi programında “Hakan Fidan’ı bürokrasiye ben kazandırdım.” demişti. Fidan, ilk olarak TİKA Başkanlığı ile bürokrasiye adım atmıştı. O sırada TİKA, Atalay’a bağlıydı ve 5 yıl birlikte çalıştılar. 14 şUBAT 2015

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_basbakan-davutoglu-ekibini-meclise-tasiyor_2277718.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

(HABER ANALİZ) Davutoğlu, Ak Saray’ın vesayeti altında eziliyor

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 6 aylık görev süresi, zikzaklarla doldu. Yapmak istediği ya da yapılacağını açıkladığı bazı önemli adımlar, Saray’ın tavrı nedeniyle hayata geçemiyor. Bu da muhalefetin ‘taşeron başbakan’, ‘vesayet altında’ gibi eleştirilerine konu oluyor. Torba yasa, Yüce Divan, şeffaflık paketi, Cumhurbaşkanı’nın kabineye başkanlık etmesi ve başkanlık sistemi tartışmalarında ortaya çıkan tablo, Davutoğlu’nun kamuoyunda etkisiz bir başbakan olarak anılmasına yol açıyor.

Ahmet Davutoğlu’nun göreve başlar başlamaz açıkladığı kararlardan biri ‘torba yasa’ ile ilgiliydi. “Artık torba kanun olmayacak” sözü verdi. 15 Eylül 2014 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklama yapan Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, “Torba yasayı literatürden çıkaracağız inşallah.” dedi. Fakat bu taahhüt sadece sözlerde kaldı. Meclis’e yine torba yasa paketleri gönderilmeye devam etti. Onlardan sonuncusu da son günlerde büyük tepki çeken iç güvenlik yasa tasarısı oldu.

Başbakan Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmesi tartışmasında da zor duruma düşmüştü. Önce Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Binali Yıldırım, Erdoğan’ın 5 Ocak 2015’te kabineye başkanlık edeceğini açıkladı. Bu sözlerden rahatsızlığını gizlemeyen Davutoğlu,  “5 Ocak’ta böyle bir toplantı yok.” dedi. Ancak Erdoğan, “19 Ocak’ta Bakanlar Kurulu’nu toplayacağım.” dedi ve dediğini yaptı. O toplantı, tarihe Davutoğlu’nun sinirli ve kıpkırmızı bir suratla yansıdığı fotoğraf karesiyle geçti.

Başbakan Davutoğlu’nun karizmasını çizen bir diğer konu da yolsuzlukla suçlanan 4 eski bakanın Yüce Divan oylamasıydı. 21 Aralık 2014’te, “Kim yolsuzluk ve harama bulaşmışsa kardeşimiz de olsa onun kolunu koparmaya kararlıyız.” dedi. Davutoğlu’nun, yolsuzluk iddialarının odağındaki eski bakanlara mesaj verdiği ve komisyondan Yüce Divan kararı çıkacağı şeklinde yorum yapanlar oldu. Başbakan’ın 4 eski bakana, “Kendi isteğinizle Yüce Divan’a gidin.” dediği de medyaya yansıdı. Fakat 22 Aralık’ta Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu’ndan karar çıkmadı. Oylama 5 Ocak’a ertelendi. Ardından yandaş medyada yoğun bir algı operasyonu başladı. Komisyon üyesi milletvekilleri üzerinde baskı kuruldu. Anayasa Mahkemesi’ne ‘darbeci’ yaftası vurulurken eski bakanları Yüce Divan’a göndermenin ‘darbeye alet olmak’ manasına geleceği tezi işlendi. Bu sırada Erdoğan’ın da komisyon üyeleri ile parti yönetimini Saray’da ağırladığı ve “Yüce Divan kararı çıkmasın.” telkininde bulunduğu iddiaları ortaya atıldı.  5 Ocak’ta sonuç beklendiği gibi oldu ve 9 AKP’li komisyon üyesinin tamamı, ret oyu vererek eski bakanları kurtardı.

ŞEFFAFLIK PAKETİ SARAY’IN HIŞMINA UĞRADI

Ahmet Davutoğlu’na ‘emanetçi’ yakıştırması yapılmasına neden olan bir diğer gelişme, ‘şeffaflık paketi’ idi. Başbakan, 14 Ocak’ta ‘Kamuda Şeffaflık Paketi’ni açıkladı. Dikkat çekici maddelerden biri, siyasi partilerin il başkanlarının bile TBMM’ye mal bildiriminde bulunması zorunluluğu getirilmesiydi. İmarla ilgili düzenlemeler içinse, “Şu andan itibaren geçerlidir.” vurgusu yaptı. Çok geçmeden bu paket de Saray’ın hışmına uğradı. Erdoğan’ın, mal varlığıyla ilgili düzenlemeye ilişkin, “O zaman il ve ilçe başkanı yapacak kimse bulamayız.” dediği gazetelere yansıdı. Cumhurbaşkanı, çıkan bu haberleri teyit eden beyanlarda da bulundu. Son olarak AKP’nin son MKYK toplantısında Davutoğlu’nun, paketi seçim sonrasına erteleme kararı aldığı iddia edildi. Davutoğlu her ne kadar geçtiğimiz cumartesi günü, “Paketi rafa kaldırmadık.” dese de yasa ile ilgili bir takvim de ortaya koymadı.

Başkanlık sistemi tartışması da Erdoğan ile Davutoğlu arasındaki görüş ayrılığını gözler önüne serdi. Erdoğan, “Başkanlık sistemini Ahmet Bey de istiyor.” demişti. Fakat Başbakan bugüne kadar hiçbir konuşmasında, “Evet, ben de istiyorum.” demedi. Meclis grup konuşmalarında hiç bu konuya temas etmeyen Davutoğlu, 4 Şubat akşamı çıktığı Kanal 7-Ülke TV ortak yayınında da Cumhurbaşkanı’nın isteklerinin aksine, “Denetimsiz başkanlık olmaz.” ifadelerini kullandı. 10 Şubat 2015

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_davutoglu-ak-sarayin-vesayeti-altinda-eziliyor_2276823.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

Yeni başlayanlar için ‘havuz’ düzeni

Ahmet Dönmez, Yüzde On: Adil Düzenden Havuz Düzenine adlı kitabında 17 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda ortaya saçılan paraları, kirli ilişkileri, yazılı basın ve medya üzerinde kurulan baskıları ve hepsinden önemlisi kupon arazilerden ihalelere, inşaat sektöründen spor camiasına kadar kurulan ‘yüzde on’luk havuz sisteminin nasıl işlediğini gözler önüne seriyor.

Yıl 2010. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy dönemin Türkiye Başbakanı Erdoğan’a bir görüşmede şöyle der: “Kendi aramızda konuşuyoruz da, bakıyoruz son dönemde tüm liderler arasında iki kişi çok zenginleşti. Biri Berlusconi, diğeri siz Mösyö Erdoğan. Bunu nasıl başardınız, gerçekten çok merak ediyoruz.”

Yıl 2005. ABD Büyükelçisi Eric Edelman, Tayyip Erdoğan ile görüşür. Edelman, Erdoğan’ın önüne İsviçre’deki sırdaş hesabı ile ilgili dosyayı koyar ve İncirlik Üssü, Kıbrıs, Kuzey Irak, Afganistan ve Kürt sorunu konularında ABD’nin istediklerini yapması karşılığında dosyayı gizli tutacaklarını söyler.

Türkiye 17 Aralık 2013 tarihinden bu yana yolsuzluk iddialarıyla oturup kalkıyor. Hükümet cephesi yaşanan süreci bir darbe girişimi olarak göstermekte ısrar etse de ortaya dökülen somut yolsuzluk delillerini kimse inkâr edemiyor. Yolsuzluk, ekonomik krizlerde önemli bir tetikleyici unsur ama yukarıda Ahmet Dönmez’in Yüzde On: Adil Düzenden Havuz Düzenine kitabından alıntıladığım iki anekdot sürecin bir başka boyutuna işaret ediyor: Ulusal güvenlik sorunu. Suç dosyası kabarık bir kişinin devletin en mahrem bilgilerine ulaşması ve karar alıcı mevkide oluşu işi daha da karmaşık hale getiriyor. Bagajı bu kadar yüklü bir lider, sırları başka bir ülkenin eline geçmesi halinde konumunu muhafaza etmek istiyorsa taviz vermez mi? Suriye, Mısır ve Güneydoğu politikalarında yapılan hayati hatalara, hatta Hizmet Hareketi’ni bitirme planına bir de bu gözle bakmakta fayda var.

Herhalde yaşadığımız sürecin sağlıklı okunmasını zorlaştıran en önemli faktör, vitrinde gösterilen ile gerçek arasındaki mesafenin çok fazla olmasıdır. İmam Hatip mezunu, eşi ve kızları başörtülü, siyasal İslamcı bir hareketin içinden gelen, etkili hitabetinin yanında konuşmalarında dinî argümanları iyi işleyen ve 2002-2009 yılları arasındaki iktidarı döneminde sağlık, sosyal konut, sosyal yardımlar ve ulaşım alanında geçmişle kıyaslandığında önemli adımlar atmış bir siyasi liderin, başından beri yolsuzluk ekonomisinin “1 Numara”sı olduğunu sempatizanlarının hazmetmesi çok zor. Gazeteci Ahmet Dönmez milletin en azından önemli bir kesiminin reddettiği bu gerçeği ilk fark eden meslektaşlarımızdan. Mesleğe İstanbul Büyükşehir Belediyesi muhabiri olarak başladı. Ankara’da Başbakanlık ve AKP muhabirliği yaptı. Kalem oynattığı alanla ilgili sıkı bir kariyeri var. “17-25 Aralık’ta ortalığa saçılanlara en az şaşıranlardan biri benim.” demesi de bundan. Dönmez’e göre başından beri AKP’nin yolsuzluk konusunda geçmişteki ANAP ve DYP gibi partilerden hiç farkı yoktu. Kemal Unakıtan, Osman Pepe ve Ali Dibo’lar 12 yıllık AKP iktidarında hep vardı. Hatta Tayyip Erdoğan’ın yolsuzluklarla isminin anılmasının tarihçesini 1991 yılında Refah Partisi İl Başkanı olmasına kadar götürmek mümkün…

O sorunun hikâyesi

Ahmet Dönmez’i Türkiye çapında tanınır hale getiren Başbakan Erdoğan ile yaşadığı ilginç bir diyalog var. Yüzde On kitabında başbakana yönelttiği sorunun ayrıntılarını ve sonrasında başına gelenleri etraflıca anlatıyor. Erdoğan’a yasal dinlemelerle ortaya çıkan tape’lerle ilgili soru sormuş, hukuk kurallarını zorlayan ve hakaret içeren bir cevap almıştı.

Kitapta şifre kavramlardan biri “havuz sistemi”. Erdoğan, belediye başkanlığı döneminde “havuz sistemi”ni kuruyor. Başbakan olduktan sonra da tüm Türkiye’ye yayarak dev bir parti organizasyonu haline getiriyor. Bu uğurda dinin temel prensipleri hiçe sayılıyor. Hatta Prof. Dr. Hayrettin Karaman gibi isimlerin verdiği fetvalarla yolsuzluklar İslami bir zemine oturtuluyor. Ezilen Müslümanların güçlü hale gelmesi, büyük sermaye ile mücadele edilebilmesi ve Tayyip Erdoğan’ın ülke yönetimini ele geçirebilmesi için ekonomik açıdan çok güçlü olmak gerektiğine inanılıyor. Bu nedenle devlet ihalelerinden yüzde 10’luk bir miktar, yönetimi şaibeli belli dernek ve vakıflara aktarılıyor. Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde ise bu işi oğlu Bilal Erdoğan’ın yönetiminde bulunduğu TÜRGEV devralıyor.

Burada akla şu soru gelebilir: Eğer AKP’nin 12 yıllık iktidarı döneminde bu kadar yolsuzluk varsa neden ekonomik kriz yaşanmıyor? Bunun ekonomik enstrümanlar üzerinden bir tahlili şöyle: Türkiye ekonomisi 2001 krizi ile dibe vurmuştu.  Atılan her olumlu hamlenin geri dönüşü yüksek oluyordu. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan faktörünü de unutmamak gerek. Üretim ekonomisi güçlendirilmedi ama 2006 yılından sonra konut sektöründeki büyük hareketlilik ekonomiye adeta bahar havası yaşattı. Dönmez ise yolsuzluk varsa neden kriz olmuyor sorusuna daha dehşetli bir analizle cevap veriyor: Bu sorunun cevabı bize hem bulmacanın tamamını gösterecek hem de kurulan düzenin en az kendisi kadar karanlık bir başka parçası ile tanıştıracak. O da büyükşehir yıllarında başlayıp AKP iktidarı yıllarında artarak devam eden dış sermaye ayağı. Bu ayak bizi Yasin El Kadı ile tanıştıracak. Türkiye-Suudi Arabistan, hatta Körfez finans aksını karşımıza çıkaracak. Yani gelen sıcak para nedeniyle krizler Türk ekonomisini teğet geçtiği müddetçe sorun yoktu. Alışveriş tıkır tıkır işlerken tenceresi kaynayan vatandaş için de bir sorun gözükmüyordu. Ama kaplumbağanın yavaş yavaş kaynayan bir kazanda pişmesi gibi Türkiye dar oligark bir kadronun eline geçiveriyordu.

En fazla yolsuzluk İslam ülkelerinde

Yolsuzluğun sadece Türkiye’nin değil İslam coğrafyasındaki bütün ülkelerin sorunu olduğunu da ıskalamamak gerekiyor. Her türlü veri Malezya Başbakanı Abdullah Ahmet Bedevi’nin “dünyada en büyük yolsuzluklar İslam ülkelerinde yapılıyor” tespitini doğruluyor.

Peki, bu kirli süreç Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminden beri varsa hiç rahatsız olan yok muydu? Birçok ismin yaşanan süreçten rahatsızlık duyduğunu, vicdan azabı çektiğini, bazılarının dayanamayarak görevini bıraktığını görüyoruz. Örneğin Ömer Dinçer (daha sonra tekrar kadroya dâhil oluyor), Ali Bulaç, Belediye Genel Sekreter Yardımcısı Mahmut Kuş ve eski İETT Genel müdürü Mehmet Öztürk bunlardan bazıları. Mehmet Öztürk’ün söyledikleri yürek parçalayan türden: “Millete inancım kalmadı. Bak arkadaş şurada yolsuzluk var diyorsun, kimsenin umurunda değil. Necmi Kadıoğlu’nun yolsuzluklarını Tayyip’e anlattık. ‘Size mi inanacağım ona mı?’ diye bizi tersledi. Aynı gün istifa ettim.”

Kitabın bir gazete ve televizyon kanalının nasıl havuza dâhil edildiğini anlatan bölümü çok başarılı. Dönmez’in altından kalktığı bir diğer nokta da birçok ayrıntı olmasına rağmen bize büyük fotoğrafı göstermesi. Büyük fotoğrafta ise yaşanan, Cemaat ile AKP arasında değil, yolsuzluk ve hırsızlık yapanlarla dürüst insanlar arasında bir kavga. Olağan Şüpheliler filmindeki gibi, en masum kabul edilen kişinin filmin sonunda suç örgütünün lideri çıkması kadar çarpıcı, şoke edici bir finale doğru akmakta zaman. KİTAP ZAMANI, HARUN ODABAŞI, 4 Şubat 2015

Yazının linki: http://www.zaman.com.tr/kitap-zamani_yeni-baslayanlar-icin-havuz-duzeni_2275247.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

AKP’nin 1,5 milyon Suriyeliye oy kullandırma planı

Hükümetin, Suriyeli mültecilere 7 Haziran seçimlerinde oy kullandırabilmek için harekete geçtiği iddia ediliyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Başbakanlık ve MİT Müsteşarlığı’ndan bir ekibin konu üzerinde gizli çalışma yaptığı ileri sürülüyor. Türkiye’de şu an 2,4 milyon Suriyeli sığınmacı olduğu, bunların da 1,5 milyonunun oy kullanabilecek durumda olduğu belirlendi. Alınan bilgilere göre, sığınmacılara geçici vatandaşlık verilmesi formülü üzerinde duruluyor. Çünkü bir yabancının Türk vatandaşlığı hakkını elde edebilmesi için için 5 yıl kesintisiz Türkiye’de ikamet etmesi gerekiyor. Geçici vatandaşlık maddesinin yine bir torba yasayla baskın bir şekilde Meclis’ten geçirileceği belirtiliyor. Erdoğan’ın, “Bu seçimlere muhakkak yetiştirin” diye direktif verdiği ve Davutoğlu ile yaşanan birkaç puanlık oy düşüşünün de bu şekilde telafi edilmek istendiği belirtildi. Seçmen sayısının 52 milyon olduğu düşünülürse 1,5 milyon kişi, yaklaşık yüzde 3’lük bir oy oranına karşılık geliyor.

İddiayı ciddiye alan MHP, konuyu yakın takibe aldı. Genel Başkan Yardımcısı ve Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz, bir soru önergesi ile söz konusu iddiayı Meclis’e taşıdı. Durmaz, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun cevaplaması istemiyle verdiği soru önergesinde şu soruları yöneltti: “Suriye’de yaşanan çatışma ortamı nedeniyle Suriye’den ayrılarak Türkiye’ye gelen Suriyeli göçmenlerin toplam sayısı tarafınızca tespit edilmiş midir? Suriyeli göçmenler hangi şehirlerimize yerleştirilmiş, şehirlere dağıtılan Suriyeli göçmenlerin ikamet ettikleri bölgelere göre nüfus dağılım ne şekildedir? Türkiye’de ikamet etmekte olan Suriyeli göçmenlerin 7 Haziran 2015 tarihinde gerçekleşecek genel seçimlerde “oy kullanmalarını” temin etmek amacıyla hükümetiniz tarafından bir çalışma yapıldığına ilişkin artan duyumlar gerçeği yansıtmakta mıdır? Bu konuya ilişkin hükümetiniz tarafından Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ya da bir başka kurumun koordinatörlüğünde yürütülmekte olan bir çalışma bulunmakta mıdır?”

YEREL SEÇİMlerDE İZMİR’DE UYGULANMIŞTI

Sığınmacıların oy kullanması, 30 Mart yerel seçimleri ve 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de gündeme gelmişti. Muhalefet partilerinin ortaya attığı bu yöndeki iddialar, iktidar mensuplarınca yalanlanmıştı. Fakat İzmir 9 Eylül Gazetesi, bazı belgelere ulaşmış ve bölgeye gelen sığınmacılara geçici T.C kimlik numarası verildiğini ortaya koymuştu. Haberde, geçici kimlik numarası verilen bu mültecilerin de muhtarlıklara kayıt yaptırdığı ve oy kullanmalarının önünün açıldığı ifade edilmişti. İsmini açıklamayan bir yetkili, Suriyeli mültecilere hiç bir zorluk çıkarmadan geçici kimlik numarası verdiklerini itiraf etmişti. ZAMAN, 4 Şubat 2015

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_akpnin-15-milyon-suriyeliye-oy-kullandirma-plani_2275587.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

Erdoğan ile Şükür arasındaki ipler o gün koptu

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile AKP eski Milletvekili Hakan Şükür arasındaki iplerin 17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet operasyonunun çok öncesinde Ocak 2012’de koptuğu ortaya çıktı. Gazeteci Ahmet Dönmez’in ‘Yüzde On- Adil Düzenden Havuz Düzenine’ isimli kitabında yer alan iddiaya göre olay şöyle gelişti: “Eski hakem Erman Toroğlu bir televizyon programında Futbol Federasyonu Başkan Vekili Göksel Gümüşdağ’ait tapeleri açıkladı.

ŞÜKÜR’E AĞIR HAKARET

Tapelerde Gümüşdağ, Hakan Şükür’e küfürler yağdırıyor. Şükür tapeleri okuyunca sinirleniyor ve Başbakan Erdoğan’ı bilgilendirmek istiyor. Ancak bir türlü randevu alamıyor. Bunun üzerine bir sabah aniden İstanbul’dan Ankara’ya gider…

KILIÇ’TAN TELEFON

Esenboğa Havalimanı’na indiğinde dönemin Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç aradı. Kılıç, “Hakancım bazı tatsız şeyler olmuş galiba, mahkeme falan gibi bazı dedikodular dolaşıyor ortalıkta. Göksel’e dava mı açacaksın?” diye sordu. Şükür bunu doğrulayınca Kılıç, “İyi düşün. Biz milletvekilleri açısından bu tür şeyler sorun teşkil edebilir.” diye bir uyarıda bulundu.

BAŞBAKANLIKTA SÜRPRİZ

Bir yandan Kılıç’la telefonla konuşan bir yandan Başbakanlık’a doğru ilerleyen Şükür, Başbakanlık Özel Kalem’e çıktı. Hasan Doğan, “Hakan Abi” demeye kalmadan Şükür kendisini tersleyerek, “İçeri gireceğim, beş dakika Başbakan’la konuşmam lazım.” diye çıkıştı. Doğan, “İdris Güllüce var, sen şimdi git, ben seni arayayım.” dedi. Şükür görüşmede ısrarcı oldu.

VE KAPI AÇILDI

Tam o sırada kapı açıldı. Başbakan misafirini uğurluyordu. Herkes ayağa kalktı. İçeriden kim çıktı dersiniz? İdris Güllüce mi? Hayır. Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç!.. Hakan da Kılıç da birbirlerine bakıp donakaldı. Meğer Kılıç, Erdoğan’ın yanından arıyormuş.

ÖFKE PATLAMASI

Başbakan kapıdan kafasını uzatıp Hakan Şükür’ü görünce bozuldu ama belli etmemeye çalışarak, “Oo Hakan, hangi rüzgâr attı” deyip içeri davet etti. “Ne var ne yok” der demez Hakan zembereğinden boşalır gibi içini dökmeye başladı. Erdoğan’ın “Niyeyse bu tapeler de bir tek size geliyor…” sözü bardağı taşıran damla oldu. Eski milli futbolcunun sinirden çenesi titremeye başladı. Konuşmakta zorlanıyordu. Nefesini kontrol edemiyor, öfkeden ağlıyordu.”

“MİLLETVEKİLLİĞİM BİTTİ ”

“Erdoğan şaşkındı. Bir şey diyemeden Hakan, “Güya ben sizin bir milletvekilinizim. Bana küfür ediliyor, siz bunun hesabını soracağınız yerde ‘siz-biz’ ayrımına gidiyorsunuz. Ben sizin ricanızla bir saniyede karar verip milletvekili oldum ama şu az önceki ifadeniz beni bitirdi. Benim milletvekilliğim bugün bitti.” deyip kapıya yöneldi.

“SANA GELİRİZ!”

Erdoğan hemen kalkıp Hakan’ın kolundan tuttu. “Otur şuraya ya” dedi. Şükür hâlâ sinirden titriyordu. Başbakan, “Ya otur, konuşur hallederiz. Emine’yle bu hafta sonu biz sana geliriz, konuşuruz” diye üsteledi. O gün tatsız bir şekilde ayrıldılar. Vedalaşırken Erdoğan, “Hafta sonu Emine’yle size geleceğiz, konuşalım ondan sonra karar ver.” diye tekrarladı. Ancak gelmeyecekti.” MİLLET, 3 Şubat 2015

Haberin linki: http://gundem.millet.com.tr/ipler-o-gun-koptu-haberi/1266496

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı