AK Parti Akdeniz’de battı, Karadeniz’de çıktı

AK Parti, 30 Mart seçimlerinin kesin olmayan sonuçlarına göre oyların yüzde 43.2’sini (il genel meclisi) alarak kendi yerel seçim zaferine imza attı. CHP yüzde 25.6’da kalırken MHP 17.6, BDP-HDP de yüzde 6.6 oy aldı. 81 ilin 48’ini kazanan AK Parti, en yüksek oyu yüzde 67.8 ile Başbakan Tayyip Erdoğan’ın memleketi Rize’den aldı. CHP 13, BDP 10, MHP 8 belediye alırken Mardin’i de bağımsız aday Ahmet Türk kazandı. İktidar partisi, 2009 yerel seçimlerine göre sadece Akdeniz Bölgesi’nde düşüş yaşarken geri kalan bütün bölgelerde yükselişteydi. 81 ilin büyük bölümünde de oylarını yükseltti. En büyük artışı ise Karadeniz’de kaydetti. Bu arada yeni Büyükşehir Yasası’nın ise AK Parti’ye yaradığı görüldü. Ankara ve Balıkesir’de çevre yerleşim yerlerinden gelen oylarla AK Parti ipi göğüsledi. Seçimin sonuçlarından biri de 4 partinin dışında kalan küçük partilerin neredeyse tamamen yok olmasıydı.

CHP  6’sı büyükşehir, 14 il kazandı. Bu iller İzmir, Hatay, Eskişehir, Sinop, Giresun, Zonguldak, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Çanakkale, Aydın, Muğla, Burdur ve Yalova oldu. BDP, il sayısını artırarak 10 belediyeye sahip oldu. Diyarbakır ve Van gibi büyükşehirlerin yanı sıra Tunceli, Ağrı, Iğdır, Bitlis, Batman, Şırnak, Siirt ve Hakkari’yi aldı. MHP ise 8 belediyede kaldı. Bunlar; Manisa, Isparta,  Mersin, Adana, Karabük, Bartın, Kars ve Osmaniye’ydi.

2009 yerel seçimlerinde AK Parti yüzde 38.8, CHP yüzde 23.1, MHP yüzde 16.1, DTP yüzde 5.7, SP yüzde 5.2, DP yüzde 3.7 ve DSP yüzde 2.8 oy almıştı. AK Parti oylarını yaklaşık 5 puan artırırken CHP 2.5, BDP ve MHP de 1’er puan artırdı. AK Parti bir önceki seçimde 47 il kazanmıştı. Bunu 1 artırarak sayıyı 48′e yükseltti.

Az da olsa bazı sürprizler de yaşandı. AK Parti eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in aday olduğu Hatay’da, eski AK Partili mevcut belediye başkanı CHP’li Lütfi Savaş ipi göğüsledi. Savaş böylece Hatay’ın ilk büyükşehir belediye başkanı oldu.

AK Parti’nin kazandığı büyükşehirler; İstanbul, Ankara, Bursa, Kayseri, Konya, Gaziantep,  Erzurum, Antalya, Balıkesir, Denizli, Kocaeli, Kahramanmaraş, Ordu, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa, Trabzon ve Malatya oldu. Yeni 14 büyükşehirden 7 tanesi AK Parti’nin. Bunlar; Balıkesir, Kahramanmaraş, Denizli, Malatya, Trabzon, Ordu. Bu 7 büyükşehirden Balıkesir daha önce MHP, Ordu da CHP’deydi.

AK Parti Marmara bölgesinde 6 ili kazanırken geri kalan 5 ilde CHP gülen taraf oldu. En çok merak edilen il İstanbul’da iktidar partisi oylarını 3.5 puan artırarak yüzde 47.7’ye ulaştı. AK Parti’nin bir önceki yerel seçimde Marmara ortalaması yüzde 38 iken bu seçimde yüzde 42’ye ulaştı. Marmara’nın en ilgi çekici Yalova’da oldu. AK Parti’nin adayı, bir önceki seçimde Demokrat Parti’den seçilen, sonrasında Süleyman Soylu ile birlikte AK Parti’ye katılan Yakup Koçal’dı. Son saniyeye kadar süren yarışta Koçal’ın yeniden seçildiği bildirildi, daha sonra itirazlar üzerine CHP’nin kazandığı açıklandı.

AK Parti’nin en görkemli sonuçları aldığı bölgelerden biri de İç Anadolu oldu. 13 ilin 12’sini kazandı. Bunlar arasında, bir önceki seçim merhum Muhsin Yazıcıoğlu’na duyulan vefa gereği BBP’ye kaptırdığı Sivas da vardı. Bu bölgede kaybettiği tek il Eskişehir oldu. 2009’da AK Parti’nin İç Anadolu ortalaması yüzde 45.8 iken 30 Mart’ta 46.3 oldu.

AK Parti Ege’de 8 ilin 4’ünü aldı. Bunlar; Kütahya, Afyon, Denizli ve Uşak. 2009 yılında 3 ili kazanabilmişti. Bu seçimde onlara Uşak’ı da ekledi. Bu ili MHP’nin elinden aldı. Ege’de oy oranı 2009 seçimlerinde ortalama 36.7 idi. Bu seçimde 39.5’e çıkardı. İzmir’de CHP ile AK Parti arasındaki makas 10 puan birden azaldı. 2009 seçimlerinde 25 puan olan fark, bu seçimde 15’e düştü. CHP yüzde 49.8 oy alırken AK Parti 30.7’de kaldı.

İktidar partisinin hezimete uğradığı tek yer Akdeniz oldu.  8 ilden sadece 2 tanesini alabildi. Bu iller Antalya ve Kahramanmaraş. Hatay ve Burdur’u CHP’ye kaptırdı. Buna karşılık burun farkıyla Antalya’yı CHP’nin elinden aldı. Bir önceki yerel seçimde AK Parti’nin bölge ortalaması  39’du. Bu seçimde 38.2’ye düştü. En sert düşüş 11 puanla Hatay’da yaşanırken kazandığı illerden Kahramanmaraş’ta 7 puan, Burdur’da 5 puan, Osmaniye’de de 1 puan düşüş yaşadı.

Buna karşılık Karadeniz yüzünü güldürdü. 18 ilin 13’ünü kazandı. Bu sayı 2009’da 9’du. Üzerine 4 il daha koymayı başardı. Bu 4 il arasında CHP’nin güçlü olduğu şehirlerden Artvin, Ordu ve MHP’nin kalelerinden Kastamonu da vardı. Diğer il de MHP’li Gümüşhane oldu. AK Parti bu 4 ilin yanı sıra Trabzon, Rize, Düzce, Samsun, Amasya, Çorum, Tokat, Bayburt ve Bolu’yu korumayı başardı. AK Parti’nin bölge genelindeki oy oranı  bir önceki yerel seçimde yüzde 40,6 iken yüzde 48’e yükseltti.

Doğu Anadolu’da 14 ilin 7’sini, yani yarısını aldı. Bunlar Malatya, Erzurum, Erzincan, Elazığ, Bingöl, Ardahan ve Muş. Daha önceki seçimde 10 ili alan AK Parti, 3 yeri kaybetti. Kars’ı MHP’ye, Bitlis ve Ağrı’yı da BDP’ye kaptırdı. Buna karşılık yeni bir il kazanamadı. Ardahan’da CHP ile kıyasıya bir yarış olurken AK Parti yüzde 0.2’lik bir farkla ipi göğüsledi. Ağrı’da BDP ile AK Parti arasında çetin bir rekabet yaşandı. BDP adayı Sırrı Sakık, yüzde 45.47’ye karşılık yüzde 45.92 gibi küçük bir farkla seçimi kazandı. Iğdır’da da ilginç bir mücadele yaşandı. BDP ile MHP’nin yarıştığı tek il burası oldu. BDP, yüzde 1’lik farkla belediyesini korudu. Bir önceki seçimde AK Parti’nin bölge ortalaması yüzde 40, BDP’nin yüzde 26.6 idi. Bu seçimde AK Parti 40.7 olurken BDP ortalamasını 28.5’e yükseltti.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 9 ilin  4’ünü BDP, 4’ünü AK Parti, birini de bağımsız aday kazandı. Mardin’de bağımsız olarak yarışa giren Ahmet Türk’ün de BDP oylarına dahil edilmesi halinde bu partinin bir adım öne geçtiği söylenebilir. BDP Diyarbakır’da 10 puanlık bir düşüşle yüzde 55.3’e geriledi. Buna karşılık AK Parti Diyarbakır’da 3 puan yükseldi. Mardin’de bir önceki seçimde BDP’nin oy oranı 36.3’tü ama Ahmet Türk oyları yüzde 52’ye yükselterek belediyeyi AK Parti’nin elinden aldı. AK Parti’nin oyları burada yaklaşık 8 puan birden geriledi. İlginç sonuçlardan biri de Siirt’te, BDP’nin 2009 seçimleriyle aynı oranı almış olmasıydı. İki seçimde de 49.4 oy oranı ile belediyeyi kazandı. Ak Parti’nin 2009 seçim ortalaması 43.6, BDP’ninki 32 idi. Bu seçimde AK Parti bölgedeki oy ortalamasını 43.8’e yükseltirken BDP, bağımsız kazanan Ahmet Türk’ün oyları da dahil edilirse yüzde 35’e çıkardı. 02.04.2014 AHMET DÖNMEZ ANKARA

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

Yüzüğü cehenneme atmaktan vazgeçen Erdoğan…

Kişinin imtihanı, işte o bir anın içinde gizli. Bütün ayak bağlarından kurtulduktan, maniaları temizledikten, emniyetini kesinkes sağladıktan ve kendisiyle başbaşa kaldıktan sonraki işte o bir an… Nefsiyle, şeytanıyla, zaaflarıyla, hırslarıyla, arzularıyla başbaşa kaldığı o an… Savaşı tamamen kazanmak veya zaafına teslim olmak arasındaki derin uçurumu bir insan nefsi mesafesine indiren o keskin karar anı…

O anı sıradan bir insan olarak yaşayıp yanlış karar almakla kişi sadece kendi bekasını karartabilir. Ancak milyonlarca insanın kaderine hükmedecek bir lider olarak o anı bir yenilgiye çevirmek, tarihte affedilmez bir yanılgı olarak nesilden nesile ödetilecek bir bedeldir.

Yüzüklerin Efendisi, işte böyle bir anın hikayesini anlatabilmek için yazılmış muazzam bir eser, malum. F ilmini de neredeyse izlemeyen kalmamıştır. Ciltlerce yazılmış uzun bir hikayenin finalinde, Bay Frodo o yüzüğü ateşe atabilecek midir atamayacak mıdır? Oysa karanlık ruhlara ve onun doğa üstü savaşçılarına karşı bütün mücadele bunun için verilmiştir. O an gelmiştir… Gücü, iktidarı, dünyaya hükmetme hırsını simgeleyen o yüzüğü cehennem ateşine atabilmesi halinde binlerce yıldır dünyaya felaketten başka bir şey getirmeyen o bela, sonsuza kadar yok olacaktır.

Hikaye, Orta Dünya denilen hayali bir yerde geçmektedir. Şeytanı temsil eden Sauron, “Karanlıklar Efendisi” ya da “Yüzüklerin Efendisi” olarak anılmaktadır. Hüküm Dağı’nın ateşinden yapılan tek yüzük, aynı zamanda onun gücünün de kaynağıdır. Fakat kayıptır. Yüzlerce yıl boyunca elden ele dolaşan yüzük, son olarak Frodo Baggins’e aktarılır. Ancak Bay Frodo’nun bir misyonu vardır: Yüzüğü, yapıldığı Hüküm Dağı ateşine atarak yok etmek. Bu görev için seçilmiştir. Fakat bunu yapabilmesi için bizzat bu yüzüğün peşinde olan Sauron’un yaşadığı bu dağın üzerindeki cehennemin ağzına kadar gelebilmesi şarttır. Oraya gelinceye kadar da binlerce şeytani askeri ve Yüzükler Efendisi’nin karanlık güçlerini yenebilmesi gerekmektedir. Yüzüğe Sauron’un sahip olması, dünyanın cehenneme dönmesi ve sonsuza kadar onun kötülüklerinin esiri olması demektir. Yüzüğün yok olması ise Sauron’un ve onun temsil ettiği karanlığın da yok olmasını sağlayacaktır.

Bay Frodo’nun bir de yol arkadaşı, daha doğrusu gerekirse onun misyonu için canını vermeye hazır bir fedaisi de vardır. Sam isimli bu sadık dost, hiç çekinmeden canını ortaya koyacak ve karşılaşılan onlarca büyük tehlikede Frodo için ölümüne mücadele edecektir. Frodo haklı olarak bu yol arkadaşına tamamıyla güvenmektedir. Ta ki aralarına üçüncü biri daha girinceye kadar. Yolculuğa sonradan katılan bu 3. kişi, aynı zamanda yüzüğün daha önceki sahiplerinden olan ve bu güç tılsımına yeniden hükmedebilmek için her şeyi göze almış Gollum’du. İki arkadaşın Gollum’u aralarına almalarının sebebi ise yolu onun bilmesiydi. Yüzüğe tekrar sahip olmak için her şeyi göze alan Gollum’un önündeki en büyük engel, ona hiç bir zaman güvenmeyen Sam’di. Dolayısıyla Sam’i ortadan kaldırmadan hedefine ulaşamayacaktı. Kaba güçle bunu başaramayınca Frodo ile Sam’in arasına fitne sokmaya karar verdi. Yol boyunca sürekli Frodo’yu Sam’e karşı doldurdu. Ancak yine hedefine ulaşamayınca kumpaslar kurmaya karar verdi ve sonunda istediğini elde etti. Frodo’nun Sam’e karşı güvenini sarstıktan sonra son bir kumpasla öldürücü darbeyi vurdu. Gollum’a inanan Frodo, Sam’in aslında yüzüğün peşinde olan bir hain olduğuna ikna oldu ve onu yanından kovdu. Artık yola Gollum’la devam edecekti. Kader Dağı’na da gelmişlerdi. Burada Frodo’yu tuzağa düşüren Gollum, yüzüğe sahip olmaya çalıştıysa da başaramadı. Yola çıktığı çocukluk arkadaşını, yolda bulduğu fitneci yaratığa tercih etmenin bedelini çok ağır ödeyecekti ama görünmez koruyucuları her daim devredeydi. Vefalı yol arkadaşı Sam, uzaktan da olsa Frodo’yu izleyip onu kollamaya da devam etmekteydi. Nihayet bütün ölümcül zorlukları aşıp ‘Sauron’un ağzına’ ulaştıklarında, işte o kader anı ile yüzleşmişlerdi. Frodo yüzüğü ateşe atacak ve bütün o karanlık krallık yok olup gidecekti. İşte o an Frodo’da insanlığın o kadim tereddütü başladı. Yüzüğe sahip olan dünyaya da hakimdi sonuçta. İçindeki şeytan devreye girmiş ve onu ele geçirmişti. Sam’in endişeli bakışları ve yakaraşıları arasında Frodo bir türlü yüzüğü ateşe atamıyordu. Sonunda kararını verdi. Yüzük, onun ruhuna sahip olmuştu. Dönüp, “Hayır, o benim.” dedi. Hükmetmenin geri çevrilmez arzusuna yenilmiş, yüzüğü yok etmekten son anda vazgeçmişti. Sam’in gözyaşları içerisinde izlediği bu anı fırsat bilen Gollum, son bir hırsla Frodo’nun eline atıldı ve parmağını ısırarak yüzüğü ele geçirdi. Halbu ki Frodo ve Sam’in oraya güvenle varabilmeleri için dışarıda binlerce insan, elf, hobit ve diğer yaratıklar Karanlık Ruh Sauron’un ordularına karşı savaş vermiş, niceleri ölmüştü. Şeytanın krallığının başlamaması için ittifak halindeki bu ordular can havliyle Hüküm Dağı’ndaki ateşin sönmesini bekliyordu. Ancak orada Frodo nefsine yenik düşmüş ve yüzüğü kaptırmıştı. Neyse ki o arbede sırasında dengesini sağlayamayan Gollum, ateş çukuruna yuvarlanacak ve yüzükle birlikte eriyip yok olacaktır.

AK Parti, 2002 yılında tek başına iktidara geldiğinde kendisinden beklenen ekonomik istikrar kadar, milletin iktidarını kurması, askeri vesayete son vermesi, özgürlükçü liberal demokrasiyi hakim kılması ve statükoyu bir daha dirilmemek üzere tarihe gömmesiydi. Nice darbe girişimleri atlatıldı, muhtıra girişimleri püskürtüldü ve operasyonlar boşa çıkartıldı. 2010 yılında yüzde 58’le kabul edilen anayasa değişikliği referandumunun ardından 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde alınan yüzde 50’lik oyla birlikte Hüküm Dağı’ndaki kader anı da gelmişti. AK Parti’nin artık elindeki yüzüğü ateşe atarak Türkiye’nin başına yıllardır bela olan statükoyu yok etmesi; yani ülkeyi keyfi yönetimlerden kurtaracak yeni anayasanın yapılması, devletin yöneten/hükmeden/biçimlendiren/dayatan/buyuran/tehditler üreten/zulmeden/ayrıştıran değil sadece koordine eden modern bir aygıta dönüştürülmesi, gelen iktidara göre şekillenecek kırılgan demokrasi yerine kalıcı ve sağlam bir sistem inşa edilmesi, bağımsız ve tarafsız bir yargı ile hukukun üstünlüğünün hakim kılınması, bireyin ve özgürlüklerin önündeki engellerin bütünüyle ortadan kaldırılması, toplumun bütün ‘öteki’lerinin asli unsurlara dönüştürülmesi, her türlü ayrımcılığın ilanihaye ortadan kaldırılması gerekiyordu. Artık bunun önünde hiç bir engel kalmamıştı. Şimdiye kadar iktidarların bahane olarak öne sürdüğü gerekçelerin neredeyse tamamı ortadan kalkmıştı. Tek yapılması gereken, o yüzüğü ateşe atmaktı. Ancak o esnada bir şey oldu. Başbakan Erdoğan dönüp hepimize, “Hayır, bu benim! Benim hakkım! Ben yöneteceğim! Ben hükmedeceğim!” deyiverdi. Bizim yeni Sauron’laşmış Frodo’muz artık Erdoğan olmuştu.

Anlayacağınız, biz insanların özgürlük mücadelesi halen devam ediyor. Yeni Yüzüklerin Efendisi’ne karşı, hala Hüküm Dağı’nda kendi kaderimizi çizebilmek için ateşe karşı yürüyoruz. AHMET DÖNMEZ / 28.03.2014

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

Havuz medyasından skandal yalan: SP’li kadınları ‘paralel abla’ diye sundular

Havuz medyası kanallarından A Haber’de önceki gün büyük bir skandala imza atıldı. Gün boyu bültenlerde ‘özel haber’ logosuyla yayınlanan bir yalan haber, 17 Aralık’tan bu yana yaşanan sürecin adeta özeti gibiydi. İddiaya göre, Cemaat ablaları evleri ziyaret ediyor ve oylarını AKP’ye vermemeleri yönünde telkinler yapıyordu. Başbakan Tayyip Erdoğan da Adana’daki mitinginde isim vermeden bu görüntüleri gündeme getirerek “Paralel yapı bunları yapıyor.” iftirasında bulundu. Fakat gerçek, kısa bir süre sonra ortaya çıktı. Olayın Cemaat’le, ‘ablalarla’ ilgisi yoktu. Evi ziyaret edenler, Saadet Partisi Antakya belediye başkan adayı Fahri Serdar Özal’ın eşi Gülay ve kızı Müzeyyen Özal’dı. Görüntüler de eve gelen PVC ustası tarafından gizlice çekilerek A Haber’e satılmıştı.

Cemaat ablalarının ev ziyareti gibi sunulan olay, birkaç gün önce Antakya Aksaray Mahallesi’nde Zekeriya-Fatma Bilir çiftinin evinde gerçekleşti. O gün evde, PVC ustası Zeynel Abidin K. da vardı. Usta balkonda çalışırken, ailenin tanıdığı olan Saadet Partili Özallar ziyarete geldi. Sadece kadınların bulunduğu evdeki konuşmalar, usta tarafından gizlice kaydedildi. İddiaya göre daha sonra A Haber’i arayan usta, görüntüleri parayla sattı. Kanalın Yurt Haberler Müdürü Kerim Ulak, Hatay muhabiri Zekeriya Parıldar’ı görevlendirerek görüntüleri ustadan aldırdı.

Başbakan Tayyip Erdoğan, seçim meydanlarında, “Aile mahremine girene, yatak odalarını gözleyene, gizlice kayıt yapıp servis edene Müslüman denir mi? Bunun dinde yeri var mı? İnsanlıkta yeri var mı?” diye konuşuyor. Fakat kadınların bu gizli görüntüleri, Başbakan Erdoğan’ın kurdurduğu para havuzuyla el değiştirdiği öne sürülen A Haber’de yayınlandı. Üstelik çarpıtılarak. Haber, ‘Paralel polis ve paralel ablalar işbaşında’ anonsuyla yayınlandı. Hem de Antakya’daki olay, Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde yaşanmış gibi anlatıldı.

Gizli görüntüleri yayınlanarak mağdur edilen Gülay Özal, “Biz seçim gezisi yapıyorduk, buraya da uğradık. Birkaç partili bayan arkadaşla beraber. Haberde iddia edildiği gibi Sadullah Ergin (AK Parti Hatay Büyükşehir Belediye başkan adayı) veya Başbakan’ı herhangi bir kötüleme, karalama ile de hiçbir alakamız yok. Konuşmalarımızın hepsini koymamışlar. Kesmişler, montajlamışlar.” sözleriyle üzüntüsünü dile getirdi.

Kızı Müzeyyen Özal da, “Oturduk, muhabbet ettik. Karalama, iftira kesinlikle olmadı. Montaj olanlar çok fazla. Kullanılan cümleler de var ama kesinlikle o sözlerin hepsi bize ait değil.” iddiasında bulundu. Baba Fahri Serdar Özal da şunları kaydetti: “Ben Saadet Partisi Antakya Belediye başkan adayıyım. 2-3 gün önce seçim çalışması içerisinde iken maalesef hoş olmayan bir şekilde gizli olarak görüntüler kaydedilmiş. Evin içinden. Mahrem yerimizden. Habersiz bir şekilde kaydetmişler. Görüntünün üzerine montaj yapılmış. Bugünlerde biliyorsunuz montajdı, dublajdı, kumpastı, bu tip işler dönüyor. İşte şimdi kimin oyun yaptığı, kimin kumpas yaptığı, kimin montaj yaptığı anlaşıldı. Bu işleri kimin iyi bildiğini böylelikle anlamış olduk. Tazminat davası açacağız. Partimiz, şahsım ve ailem olarak. Ailemin bu şekilde kullanılmasına izin vermeyeceğim. Bunları nasıl montajladılar anlayamıyoruz ama Allah’ın izniyle açığa çıkaracağız.”

Ev sahibi Fatma Bilir de şaşkın. O da “Bizim evde konuşuldu, arkadaşlarımız gelmişti, partiden gelmişlerdi. Kötüleme de olmadı. Zaten daha önceden tanıdığım arkadaşlarımdı. Görüntüyü çekenden de haberimiz yok. Kötü bir şey bu. Nasıl böyle evimizin içini çekmişler. Haberimiz yok bizim. Bir sürü bayan vardı içeride.” tepkisini gösteriyor. Eşi Zekeriya Bilir, evinin içini televizyon kanallarında izlemekten rahatsız. O da tepkisini şöyle aktarıyor: “Mutfak, banyo kapısını takmaya PVC’ci gelmişti. O arada da evimizin görüntüleri çekilerek, bayanların ses kayıtları alınarak gizli olarak basına yansımış. Bunu biz şiddetle, nefretle kınıyoruz. Hem de çarpıtılmış. Tamamen Saadet Partisi’nin seçim çalışması olduğunu ben biliyorum. Zaten biz de Saadet Partiliyiz. Bu şekilde birilerinin suçlanması, çekilen görüntülerin başka adlar altında basına yansımasını kınıyoruz. Hukuki haklarımızı arayacağız. İnsan haklarına aykırı olduğunu düşünüyorum. Çekenden ve yayınlayanlardan davacı olacağız.”

Masa başında Hollywood senaryosu gibi iftira haberi yazıldı

Haberdeki tek skandal ‘paralel ablalar’ bölümü değil. Onun kadar vahim olan kısmı ise ‘paralel polis’ler. İddiaya göre, görüntüleri almaya giden A Haber muhabiri Zekeriya Parıldar,  sürprizle karşılaşmıştı. Çünkü buluşma yerinde, kendilerini A Haber muhabiri olarak tanıtan sivil polisler karşılamıştı. Haberde yer alan cümleler şöyle: “Muhabirimiz Parıldar, telefonunun dinlendiğinden habersizdi.Görüşmeleri kaydedilen vatandaş, buluştukları benzin istasyonunda bir sürprizle karşılaştı. Kendilerini A Haber muhabiri olarak tanıtan 3 paralel yapı elemanı, görüntüleri almak istediklerini söyledi. Ancak A Haber’in oyunu ortaya çıkarması üzerine 3 sivil polis, görüntüyü çeken vatandaşın ve muhabirin araç plakalarını not alarak ayrıldı. Bu gelişmelerden sonra Hollywood filmlerini aratmayacak bir aksiyon başlıyor. Önce görüntüye çeken vatandaşın akrabaları paralel yapı tarafından tehdit ediliyor. Görüntünün kaydedildiği evin sahibi ve akrabaları paralel yapı tarafından korkutuluyor. Paralel yapının bir sonraki hedefi ise A Haber muhabiri oluyor. Parıldar’ın evine bir grup tarafından baskın yapılıyor. Evde yapılan kara propagandanın yer aldığı görüntüler bilgisayardan zorla sildiriliyor.” Bu iddiaların da gerçekle uzaktan yakından ilgisinin olmadığı ortaya çıktı. Tam da haberde söylendiği gibi, ‘Hollywood filmlerini aratmayacak’ bir senaryo yazılmış ve masa başında üretilen bu senaryo, gerçek bir haber kılıfıyla seyircinin önüne getirilmişti. A Haber muhabiri Parıldar, Zaman’ın röportaj talebini kabul etmese de aile fertlerinden edinilen bilgiye göre bu olayların hiçbiri yaşanmadı. Korkudan ismini vermek istemeyen bir aile ferdi, “Zekeriya gitti görüntüyü aldı. Ne buluşma yerinde 3 polis ne eve baskın ne tehdit ne de bilgisayardan görüntü sildirme… Bunların tamamı hayal mahsulü.” dedi. 16.03.2014

Haberin linki:  http://www.zaman.com.tr/gundem_havuz-medyasi-simdi-de-spli-kadinlarin-secim-calismasini-kara-propaganda-diye-sundu_2205197.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

HABER İZLENİM… Burdur’da gündem, Başbakan’a atfedilen ses kayıtları

Burdur, 74 bin nüfusuyla İç Akdeniz’e sıkışmış küçük bir şehir. Bir önceki mahalli seçimde olduğu gibi yine AK Parti ile CHP kafa kafaya yarışıyor. 2009’da AK Parti, bir buçuk puan farkla ipi göğüslemişti. Miting öncesi şehri dolaştığınızda hemen her yerde yolsuzlukların ve Başbakan Erdoğan ile oğlu arasında geçtiği öne sürülen ses kaydının konuşulduğunu görebiliyorsunuz. Kayıtları dinlemeyen kalmamış neredeyse. Yolsuzlukları kabul eden de var, etmeyen de. Ses kaydına inanan da var, inanmayan da… Çoğunluk yolsuzlukları kabul ediyor. 32 yaşındaki İsmail Dündar, onlardan biri. Başbakan’a ait olduğu ileri sürülen ses kaydının doğru olduğuna inanan Dündar, “İnsanları montaj diye kandırıyorlar. Siz hiç hırsızın ‘Ben hırsızlık yaptım’ dediğini duydunuz mu? Bir başbakan, ‘Ben millete hizmet ettim, biraz da çalayım’ diyebilir mi? Tutturmuş bir paralel devlet, paralel devlet… Şimdiye kadar neredeydi bu paralel devlet? Düne kadar Hoca’nın elini öpüyorlardı, şimdi örgüt oldu.” görüşlerini dile getiriyor.

Soyadını vermek istemeyen Ekrem isimli bir kuaför de benzer kanaatlere sahip. “Yolsuzluğun olduğu net. Alenen hem de… Az, buz da değil… Ses kaydının da doğru olduğunu düşünüyorum. Konuşmanın içeriğine, ayrıntılarına bakınca bu anlaşılıyor. Net bir açıklama yapamıyor. Sürekli onu bunu suçluyor. Avrupa’da olsa bir başbakan istifa ederdi.” diyor. Ve ekliyor: “Ben daha önce AK Parti’ye oy vermiştim ama artık vermem. Ben bir esnaf olarak hem müşterilerimin hem de diğer esnaf arkadaşların görüşlerini yansıtıyorum.”

İlyas Yılmaz isimli genç berber ise, “O bakanların yerinde ben olsam ben de yerim. Düzen böyle.” şeklinde ilginç bir ifade kullanıyor. “Peki ya kul hakkı?” dediğimde verdiği tepki de bir o kadar ilginçti: “Peki bu yiyenlerde kul hakkı inancı var mı sanıyorsunuz? Kul hakkına inansa yer mi? Demek ki inançları bu kadar.”

Ali İlker isimli kırtasiyeci, “Çıksaydı delikanlıca, ‘Ben hakim karşısına çıkacağım’ deseydi… Ama bunu yapamadı. Her şeyi altüst etti. ‘Kendi kanunum, kendi polisim, kendi mahkemem’ olsun istiyor. Böyle bir başbakan olabilir mi?” tepkisini gösteriyor.

İddiaları kabul etmeyen yok mu? Elbette var. Fakat ‘montaj’ diyenlerin gerekçesi ilginç: “Akıl var mantık var, bir Başbakan oğluyla hiç böyle bir konuşma yapar mı? Bu korkunç bir şey.” Bayındırlık’tan emekli Mehmet Duman, onlardan biri mesela. Yukarıdaki cümleyi söyledikten sonra şunu demeyi ihmal etmiyor: “Ama doğruysa bırakması lazım.” 28.02.2014

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_burdurda-gundem-basbakana-atfedilen-ses-kayitlari_2202265.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

HABER İZLENİM… Mitinge girerken, “Gazeteci, sana bir şey söylesem yazar mısın?” dedi

Başbakan Tayyip Erdoğan, seçim mitinglerine yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının gölgesinde dün Sivas’tan başladı. Ülke genelinde yaşanan gergin havanın Yiğido diyarına nasıl yansıyacağı merak konusuydu. Anadolu’nun belli başlı medeniyet şehirlerinden olan Sivas, muhafazakar seçmenin en baskın olduğu illerden biri. Karayoluyla şehre yaklaşırken ilk dikkatimizi çeken, başta komşu il Tokat olmak üzere civar şehirlerden gelen partililerin oluşturduğu konvoylardı.

Miting alanına girmeden önce esnaflarla ve vatandaşlarla konuşarak seçimin nabzını tutmaya çalıştık. İlin sevilen valisi Zübeyir Kemelek’in bir gün önce hayatını kaybetmiş olmasının hüznü hemen göze çarpıyordu. Ama en az onun kadar, hatta belki daha fazla hissedilen burukluk, merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun şehit olduğu kazanın hala aydınlatılamamış olmasıydı. Başbakan’ın, Sivas’ın bu yiğit evladı için en azından somut bir bilgiyle gelmesini arzu edenlerin sayısı az değildi. Onlardan biri de esnaf Mehmet Doğan. “5 yıl oldu, hala niye faillere ulaşılamadı? Gönül isterdi ki Sayın Başbakanımız bu olayı aydınlatmış bir siyasetçi olarak şehrimize gelseydi. Ben arabamla 90 kilometreyi geçsem radar hemen yakalar, ceza yollarlar. Helikopter düştükten 5 gün sonra cenazelere ulaştılar. 5 yıldır da sonuca gidemediler. Bu olayın aydınlatılamamasının tek sebebi devlettir.” serzenişinde bulundu.

Bir gece önce mitingin yapılacağı Kent Meydanı’nda yaşanan bir tatsızlık da bu negatif havayı yansıtmaya yeterli. Meydana, BBP’li belediye başkanı Doğan Ürgüp ile Yazıcıoğlu’nun yan yana olduğu bir poster asılmıştı. Fakat iktidar partisinin girişimleriyle polis gece yarısı posteri kaldırdı. Bu esnada Alperen Ocakları’ndan bir grubun alana gelmesiyle tansiyon yükseldi. Başbakan Erdoğan’ın şehri terk etmesinin ardından posterin yeniden asılacağı sözünün verilmesi ile olay yatıştı.

Hatırlanacağı gibi Merhum Yazıcıoğlu, 2009 yılında, yine böyle bir yerel seçim kampanyası sürecinde hayatını kaybetmişti. O üzüntü, baba ocağı Sivas’ta seçim sonuçlarına doğrudan etki etmişti. Sivaslılar, evlatlarına vefa borcunu ödemek adına Büyük Birlik Partisi (BBP) adayı Doğan Ürgüp’ü başkan seçmişti. Ürgüp, dönemin AK Partili belediye başkanı Sami Aydın’a 17 puan fark atarak yüzde 50’nin üzerinde oy almıştı. Bu seçimde Sami Aydın yeniden AK Parti adayı.

Şehirdeki genel hava, yarışın AK Parti ile BBP arasında kafa kafaya geçeceği yönünde. Bir önceki seçimde vefa nedeniyle verilen oyların bir bölümü kalıcı hale dönmüş. Fakat hükümetle belediyenin aynı partiden olmasının şehre gelecek hizmetler açısından daha yararlı olacağını düşünenler de az değil. Sivas, hem yurt içi hem yurt dışına en fazla göç veren illerden biri. Haliyle, istihdamı artıracak projeleri can kulağıyla dinlemeye hazırlar. Erdoğan’dan beklentileri de bu yönde. Elektronik dükkanı işleten Tamer Bahar’ın, “AK Parti kazanırsa hiç değilse sırtımızı yeniden hükümete yaslar, yatırım alırız.” sözleri bu beklentinin özeti.

Yolsuzluk iddiaları konusunda ise tepkiler farklı. Vatandaşların büyük bölümü, iddialardan tam olarak haberdar değil. Bilgisi olanlardan bir kısmı yolsuzlukları önemsemiyor, bazıları da külliyen reddediyor. Savcılık operasyonunun ayrıntılarına vakıf olan ve AK Parti’ye tepki duyanlar da var. Dolayısıyla şehrin kafası karışık. Ekrem Yılmaz isimli işçi, yolsuzluklara tepki gösterenlerden. Hissiyatını, “Başbakan’ın söylemleri ve tavırları toplumda ayrışmaya neden oluyor. 2011 seçimlerinde AK Parti’ye vermiştim, bu seçimde vermeyeceğim.” sözleriyle dile getiriyor. Miting alanına doğru yürürken konuştuğumuz yaşlı bir amca, “Evladım biz bu para kutularından şikayetçiyiz. Bunu hazmedemeyiz. Etrafımda da çok tepkili insanlar var ama konuşmaya korkuyoruz. Benim adımı da yazmayın, kızım devlet memuru, sürerler diye korkuyorum.” ifadelerini kullanıyor. Arama noktası önündeki kalabalığın içine girdiğimde de kasketli bir amca, “Gazeteci misin? Bir şeyler söyleyeceğim ama yazar mısın?” diye sordu. Adı Nasuh Benli’ymiş. 78 yaşında. Kangal’a bağlı Kuşkaya köyünden gelmiş mitinge. “17 Aralık’a kadar emniyet güçleri, savcılar iyi çalışıyordu da yolsuzluğu ortaya çıkarınca mı kötü oldu?” diye çıkıştı. Doluydu. “Niye bu polisleri, savcıları param param dağıttı? Günün önünü çamurla mı kapatmak istiyor? Yahu ben akşam haber izlerken vicdan azabı çekiyorum, bunun hiç vicdanı sızlamıyor mu? Yazık günah be. Bizim köyde Benli’ler olarak 200 oyumuz var. Daha önce Tayyip’e vermiştik. Şimdi kesinlikle vermeyiz, tövbe. Biz ileriyi görür insanlarız evladım. Bunlar günah.” diye devam etti. Açıkçası şaşırmıştım. “O halde niye geldin amca?” diye sorduğumda da, “Meraktan. Ne söyleyecek merak ediyorum.” cevabını verdi.

Kent Meydanı, daha önceki mitinglere göre daha az kalabalık ve daha az coşkuluydu. Meydanın arka tarafı da büyük oranda meraklı vatandaşlarca doldurulmuştu. Başbakan Erdoğan ise son dönemdeki tipik konuşmalarından birini yaptı. Kürsüye, çalıntı olduğu ortaya çıkan seçim müziği Dombıra ile çıktı. Seçimi kendisi adına ‘istiklal mücadelesi’ne çeviren Erdoğan, Kurtuluş Savaşı’nın temellerinin atıldığı bir şehir olduğu için Sivas’ı ilk miting noktası olarak belirlediklerini söyledi.

Yine delilsiz ve mesnetsiz bir şekilde Hizmet Hareketi’ni suçladı. Bildik hakaretlerini tekrarladı. Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın ve MHP’lilerin kasetlerinin arkasında ‘sözde paralel yapı’nın bulunduğunu iddia etti. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yüklenirken dili sürçtü ve “Aday olmayacağım dedi ama bir gün sonra oldu. Kaset başbakan göreve geldi.” dedi. Ardından, “Kaset genel müdür göreve geldi.” diye düzeltti. MHP tabanına da “Ey benim MHP’ye gönül vermiş kardeşlerim, bu lider size layık değil. Siz de onlara layık değilsiniz. Çünkü bunların devlet, millet, bayrak dertleri yok.” diye seslendi.

Konutundaki böceğin faili olarak da ‘sözde paralel yapı’yı suçlu ilan etti. Telefon dinlemeleri ile ilgili belgesiz suçlamalarını yineleyerek, “Bir ülkede bir Başbakan’ın eşiyle, çocuğuyla konuşması dinlenir mi? Bu nasıl bir insanlık ya. Ne hukukta yeri var ne insanlıkta ne vicdanda.” şeklinde konuştu. Hızını alamayıp, “Bu paralel yapının yapmadığı yok ki. İşadamlarına, akademisyenlere, emniyetteki güvenlik güçlerine, siyasetçilere şantaj yaparlar. Hepsine yaptılar, yapıyorlar. Ellerinden gelse bana da yapacaklar. Böceği yerleştirdiler ama bir şey bulamadılar.” iftiralarını attı. Erdoğan, yolsuzluk iddiaları için, “Utanmadan sıkılmadan birileri yolsuzluk falan filan diyor.” ifadesini kullandı.

BAHÇELİ’YE ‘ÇOLUK ÇOCUK’ AYIBI

Yadırganan ifadeler de kullandı. Kabataş olaylarından söz ederken MHP lideri Devlet Bahçeli’nin evlenmemiş olmasını kastederek, “Aile nedir bilmez. Onun böyle bir derdi yok. Çoluk çocuk nedir bilmez. Onun böyle bir derdi yok. Ama bizim derdimiz var, derdimiz. Çoluk nedir çocuk nedir, biz biliriz.” dedi. CHP’nin başörtülü bir belediye başkan adayı göstermesine de ‘istismar’ göndermesinde bulundu: “CHP, Başörtülü bir hamı kardeşimi aday yaptı. Hamdolsun. Bak bugünleri de gördük. Mesele yolu açmak. Biz o engelleri aşa aşa yürüdük. Bunlar istismar da olsa yapsınlar.” 22.02.2014

Haber Yorum’un özek linki: http://www.zaman.com.tr/politika_para-kutularini-hazmedemeyiz-vicdanlari-hic-mi-sizlamiyor_2201268.html


http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

‘Ahlaksızlık, alçaklık’ dedi ama yine de ses kayıtlarına sarıldı

Başbakan Tayyip Erdoğan, dün Ankara Arena Spor Salonu’nda seçim kampanyasını başlatırken projeler ve adaylardan bahsetmek yerine yine Hizmet Hareketi’ne iftira atma yolunu seçti. Seçim Beyannamesi’ndeki hedeflere sadece başlıklar halinde kısaca değindi. Neredeyse konuşmasının tamamını Hizmet’e yönelik yeni yalanlara ve hakaretlere ayırdı. Son günlerdeki bütün konuşmalarında olduğu gibi kendi kendisiyle çelişen, aslında kendisine hakaret niteliği taşıyan ifadeler kullandı. “İşte bizimle ilgili hergün ses kaydı ortaya çıkıyor. Başbakan’ın sıradan konuşmaları servis ediliyor. Gündelik konuşmalarımız ahlaksızca, edepsizce, alçakça kaydedilmiş ve hergün servis ediliyor.” dedi. Fakat bir yandan da, önceki gün internete düşen ve içeriğinde hiç bir suç unsuru bulunmayan Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye ait illegal ses kayıtlarını gündeme getirdi. Üstelik içeriğini çarpıtarak, “Herhalde şu anda aramızda bulunan kardeşlerimizin büyük çoğunluğu dinlemiştir. Bakıyoruz bazı dizilerin bile nereden yönlendirildiğini, kimlerin kimlerle diyalog halinde olduğunu, kimin eli kimin cebinde, bunların anlatıldığı ve bunların talimatlarının verildiği ses kayıtlarını dinlediniz. Elindeki medyasıyla hükümete, milli iradeye alçakça saldıran medya patronunun (Aydın Doğan) kirli işlerinin üzerine gitsinler. Benim ofisimi dinlemek için konulmuş böceği ABD’nin üzerine atma pazarlıklarını dinlesinler. Azerbaycan üzerinde yapılan kirli hesapları dinlesinler. CHP içinde yapılan operasyonları, pazarlıkları, kurulan kumpasları dinlesinler.” şeklinde tezviratta bulundu. Söylenmemiş şeyleri söylenmiş gibi sunmaktan, çarpıtmaktan, bir işadamını potansiyel suçlu gibi göstermekten kaçınmadı. Aynı konuşmada hem yasal dinlemeleri ‘ahlaksızlık, edepsizlik, alçaklık’ olarak niteledi hem de illegal ses kayıtlarından medet umdu.
Başbakan’ın dünkü konuşmasına damga vuran bir diğer nokta da kendisine destek vermeyen hemen herkese tehditler savurmasıydı. Bir yandan “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğum dönemde hükümet gücünü, devlet gücünü kullanarak başarısız olmamız için ellerinden geleni yaptılar.” diye şikayet etti. Bir yandan da aynı devlet gücünü şimdi kendisinin birilerinin üzerine göndereceğinin sinyallerini verdi: “İstediğiniz ses kaydını yayınlayın. Sel gider dibi kalır, devran döner keser döner sap döner, gün gelir hesap döner. Kabataş’ta linç edilen başörtülü kızımızın tekrar  manşetlerle linç etmenin bedelini ödeyecekler. Tamamen hukuksuz ses kayıtlarının bedelini ödeyecekler. Bürokrasidekiler de hukuk içinde bedelini ödeyecekler. Buna sessiz kalanlar da destekleyenler de aynı şekilde bedelini ödeyecekler.” diye seslendi.

“MUSTAFA KEMAL’İN 90 YILLIK PARTİSİ NE HALE GELDİ” DİYE HAYIFLANDI
Erdoğan, CHP ve MHP’ye eleştirilerini bile Hizmet’e hakaret etmeden yapamadı. “CHP’nin ipleri, hiç kimse kusura bakmasın, işte bu Haşhaşiler örgütünün eline geçmiştir.” şeklinde yakışıksız ifadeler kullandı. “Gazi Mustafa Kemal’in kurduğu 90 yaşındaki parti, beceriksiz ellerde artık kendisini inkar eden bir noktaya gelmiştir.” diye hayıflandı. CHP’nin sözde paralel örgütün esareti altına girdiğini iddia etti. “Çok yakında bu CHP’nin genel müdürü çıkıp da ‘Nerede bu paralel devlet, nerede bu örgüt, gidip de üye olacağım’ derse hiçkimse şaşırmasın.” derken sözü Ergenekon’a getirdi. Ergenekon operasyonlarını ‘Milli orduya kumpas’ olarak nitelememiş gibi, “CHP’nin son 2 aydır Ergenekon’dan bahsettiğini duyan var mı? 17 Aralık’tan sonra Silivri hakimlerinden söz ettiğini duyan var mı?” diye sordu. Bu süre zarfında kendisinin Ergenekon’dan sadece ‘yeniden yargılama’ çerçevesinde bahsettiğini unuttu. Anamuhalefet partisinin Mansur Yavaş’ı Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı göstermesine de tepki göstererek, “CHP’nin içinde hiç mi aday yoktu da gittiler en sağdan aday gösterdiler?” sorusunu yöneltti. Ardından da “CHP, kasetlerin bedelini ödüyor.” şeklinde çirkin bir imada bulundu.
Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “Kabataş olayından dolayı Başbakan özür dilesin.” çağrısına da sert cevap verdi. Sanki kamera görüntüleriyle yalanlar ortaya çıkmamış gibi, “Şu hale bak ya. Ey Bahçeli, Gezi’cileri savunmak sana mı kaldı? Başörtüsüyle, yanında 6 aylık çocuğu ile linç girişimine uğrayan başörtülü kızımızın karşısında Gezi vandallarını savunmak sana mı kaldı?” diye yüklendi.
Başbakan, kimsenin anlam veremediği büyük bir çarpıtmaya daha imza atarak, “Ziraat Bankası Bosna Hersek’te faizsiz kredi veriyor, bu paralel yapı bundan rahatsız oluyor. ‘Boşnaklara nasıl faizsiz kredi verirsiniz?’ diye birinci sayfadan haber yapıyor.” iddiasında bulundu. Yapılan milyonlarca liralık yardımlar ortada iken Hizmet Hareketi’nin Somali’ye yapılan yardımlardan rahatsızlık duyduğunu bile ileri sürebildi. “İnanın yeminli Türkiye düşmanları bunların yaptıklarını yapmaz, yapamaz.” cümlesi ise adeta sözün bittiği yerdi.
Konuşmanın dikkat çekici bir başka ayrıntısı, “Vakti zamanı gelince bütün iddiaların, bütün iftiraların cevabı ortaya çıkacak. Her mesele aydınlanacak. Ama biz bunlara cevap vermekle, bunların gündemine aldanmakla vaktimizi harcamayacağız.” sözleriydi. Yargıya intikal etmiş bir yolsuzluk iddiasına cevap vermenin vakti, zamanı nedir? Savcının adli süreci başlattığı an değilse ne zamandır? Bu vakte, zamana karar verecek olan kimdir, hangi makamdır? Yasal soruşturmaya muhatap olan birilerinin, “Biz bunlara cevap vermekle vaktimizi harcamayacağız” deme gibi bir lüksü var mıdır?
Erdoğan son olarak, Hizmet’in tabanından oy istemeyi de ihmal etmedi. Fakat o tabandan söz ederken ‘paralel yapıya mensup kardeşlerim’ gibi tuhaf ifadeler kullandı. Partililerden kapı kapı gezmelerini isterken, “Özellikle paralel yapının mensubu olan iyi niyetli kardeşlerimize… Çok samimi kardeşlerimiz var. Bu iyi niyetli kardeşlerimize, mensubu oldukları yapının neye dönüştüğünü, kime hizmet ettiğini sabırla ve nezaketle aktarmanız çok önemli. Tabanda samimi, ihlaslı, imanlı, temiz ve saf kardeşlerimiz hizmet etme gayesi taşırken yukarıda başka ülke ve odakların maşası haline gelen, artık ihanetleri tescillenen bir yönetim var. Bu yapının mensubu olan kardeşlerimizin gerçeği görmeleri için son derece hassas bir şekilde çalışmanızı istiyorum.” diye seslendi. 20.02.2014

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

Kahramanlıkla hainlik arasında bir ‘havuz’ boyu mesafe var

HABER YORUM /  AHMET DÖNMEZ ANKARA
Başbakan Tayyip Erdoğan, önceki gün partisinin Meclis grup toplantısında konuşurken, Gezi olayları ile 17 Aralık yolsuzluk operasyonu arasında ‘paralellik’ kurdu. “Geziciler ile paralel örgütün patronu bir” dedi. Erdoğan’ın talımatıyla oluşturulan ‘havuz’ gazetesi Sabah da aynı gün, hayal sınırlarını zorlayan bir yalana imza atarak Gezi olaylarının sembollerinden ‘kırmızılı kadın’a gaz sıkan polisin ‘paralel örgüt üyesi’ olduğunu öne sürdü. Yalan, gün içerisinde ispatlandı. Halbu ki gerek Başbakan Erdoğan gerekse yandaş medyanın o günlerde suçlu listesi hayli kabarıktı. İngiltere’den Almanya’ya, Soros’tan ‘faiz lobisi’ne, M. Ali Alabora’dan CNN’e kadar geniş bir yelpazede neredeyse bütün dünyayı suçlu ilan etmişlerdi. Yolsuzluk operasyonları sonrası birden ‘hatalarını’ anlayıverdiler. Suçlu dışarıda değil, içerideymiş meğer. Hem de olaylar sırasında ‘kahraman’ ilan ettikleri, ‘destan yazdınız’ diye övdükleri polismiş. Başbakan’ın defalarca “Emri ben verdim” açıklamasına rağmen… Anlaşılan bu ülkede ‘kahraman’ olmak ile ‘hain’ yaftası yemek arasında bir ‘havuz’ boyu kadar mesafe var. Bir yolsuzluk operasyonu yeterli.
O günlerde neler yaşandığına biraz daha ‘içeriden’, Başbakan Erdoğan’ın yakın çevresinden bakarsak Gezi’yi daha iyi anlayabiliriz. İçinde AK Partililerin de olduğu demokratik eylemlerin henüz başladığı ve Erdoğan’ın, “Onlar ne derlerse desinler, biz kararımızı verdik, oraya o proje yapılacak.” dediği günlerdi. ‘O proje’ dediği ise, aylar sonra Almanya’da söyleyeceği gibi opera binası ya da 6 insan öldükten sonra gündeme getirdiği Şehir Müzesi değildi. O güne kadar defalarca vurguladığı, AVM ve rezidans projesiydi. Zaten bütün olaylar bundan çıkmış, Erdoğan’ın sert üslubu yüzünden de tırmandıkça tırmanmıştı. İşte o günlerde çıktığı K. Afrika seyahatinin ilk durağı Fas’ta, bir Başbakan danışmanı bana, “Bence bu üslup doğru değil. Yeni bir balkon konuşması yapması lazım. Biz bunu söyleyemeyiz, siz basın toplantısında sorarsanız belki gündemine alabilir.” ricasında bulunmuştu. Aynı gün, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, polis şiddeti nedeniyle özür diliyor, Başbakan Erdoğan’ın bu haberi izlediği tablet bilgisayarı öfkesinden kırdığı iddia ediliyordu. Ilımlı açıklamalara tahammülü yoktu. Nitekim, Cumhurbaşkanı’nın devreye girmesini isteyen MHP lideri Bahçeli için Fas’tan telefona sarılıyor ve “Alo Fatih…” diyordu.
Tunus’tan İstanbul’a döndüğünde havalimanındaki karşılama da hiç öyle sanıldığı gibi ‘kendiliğinden’ oluşmamıştı. Erdoğan yurtdışındayken AK Parti MYK’sında bu konu ele alınmıştı. Bizzat bir MYK üyesinin bana verdiği bilgiye göre Başbakan, “100 bin kişiyi toplayabilecekseniz karşılama yapın.” dedi. Talimat açıktı. Nitekim azımsanamayacak bir kalabalık oraya toplandı. Fas’a giderken, “Yüzde 50′yi evde zor tutuyorum” diyen Erdoğan, yavaş yavaş kapıları açıyordu. O karşılamaya kadar AK Parti genel merkezindeki hava son derece karamsar ve endişeliydi. “Çöküyoruz galiba” tedirginliği vardı. Söz konusu MYK toplantısında da genel başkan yardımcılarının çoğu, Erdoğan’ın sert üslubunu yanlış bulduğunu ifade etmişti. Bir başka Başbakan danışmanı, bunu açık yüreklilikle kendisine dile getirme cesaretini de göstermişti. “Efendim olaylar çok şiddetli. Bekleyelim, önce olaylar yatışsın, ondan sonra söyleyeceklerimizi söyleriz. Biz konuştukça olaylar tırmanıyor.” görüşünü dile getirdi. Fakat Erdoğan’dan, “Hayır. Asla taviz vermeyeceğiz. Öfkeli olacağız.” karşılığını aldı. Başbakan’ın en yakınındaki isimlerden biri de özel sohbetlerinde, “Bütün bu grupları bir araya getiren aslında bizim hatalarımız oldu.” itirafını yapıyordu. Erdoğan ise öfkeyi bir yöntem olarak kullanmaya karar vermişti. İlk bakanlar kurulu toplantısında da bazı bakanlardan eleştiriler alacak, Arınç ile tartışmaları Başbakan Yardımcısı’nı istifanın eşiğinden döndürecekti.
Başbakan Erdoğan, daha olaylar tırmanmadan mahkemenin verdiği yürütmeyi durdurma kararını bir fırsata çevirerek gerilimi yatıştırabilirdi. Fakat bu tarihi fırsatı elinin tersiyle çevirirken, yargı kararını bile takmayacaklarını açıkça ifade etmekten çekinmedi. Olaylar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı zabıtaların çıkardığı çadır yangını nedeniyle alevlenmesine rağmen Başkan Kadir Topbaş ortalarda görünmüyor, yıpranmamak için geri duruyordu. Alınan bilgilere göre Başbakan, önüne konulan fotoğraflar ve görüntülerle çileden çıkıyor, polise ısrarla ‘şiddet uygulayın’ talimatı veriyordu. Ankara’dan bir polis müdürü o günleri anlatırken, “Polis gene iyi dayandı. Sayın Başbakan sürekli daha hızlı ve katı müdahale istiyordu. ‘Dağıtın, ezin, kırın, toplanmasınlar, yürümesinler’ diye talimatlar yağdırıyordu. Biz sokağın içindeydik. Olayların gidişatını görüyorduk. Bu nedenle talimatları esnetmeye çalışıyorduk. Eğer Başbakan’ın her dediğini yapsak savaş çıkardı.” ifadelerini kullanıyor.
Eylemler ilk başladığında ne hükümet çevresi ne danışmanlar ne de genel başkan yardımcıları tam olarak olayın ciddiyetinde değildi. Bu noktaya geleceğini kestiremediler. Şehir dışından takviye gelen polisler için kalacak yer ve kumanya ödeneği bile çıkarılmıyordu. İddiaya göre Valilik tek kuruş bile vermedi. Müdürler sabahlara kadar personelin arasında dolaşıp moral vermeye çalıştı. Bazı hayırseverler araya girip polisler için yemek ve tatlı gönderiyordu. Yani Sabah’ın iddia ettiği gibi, ‘paralel yapı özellikle polisi betonda yatırıp daha da hırslanmasını sağlıyor ve böylece daha fazla şiddet uygulanmasını sağlıyor’ değildi.
Olaylar yatıştıktan sonra Çevik Kuvvet’in Bayrampaşa’daki merkezine bir ziyarette bulunan Başbakan Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, hepsine ‘kahramanlıklarından’ ötürü teşekkür etti. 17 Aralık yolsuzluk operasyonundan sonra ilk dağıtılan yerlerden biri de işte bu şubeydi. 20.02.2014

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı