Saray’ın 9 Haziran planı adım adım işledi

aCumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 7 Haziran seçimlerinden sonra 4 gün boyunca kamuoyu önüne çıkmamıştı. Bu süre zarfında kurmaylarıyla toplantı üstüne toplantı yapan Erdoğan, ince hesaplara dayalı bir yol haritası çıkardı. 9 Haziran akşamı Başbakan Ahmet Davutoğlu ile yaptığı görüşmede, bu yol haritası büyük ölçüde netleşmişti. Zaman, 13 Haziran’da bu yol haritasını, “Saray’ın 3 aşamalı erken seçim planı” başlığıyla haberleştirmişti. Erdoğan, eski Kültür ve Turizm Ömer Çelik’le 14 Haziran’da Huber Köşkü’nde 4.5 saat süren bir görüşme yaptı. Burada da plana san hali verildi. 5 aylık sürede bu plan harfi harfine hayata geçirildi ve amacına ulaştı. AK Parti, siyasi tarihte eşine az rastlanır bir seçim zaferine imza attı.
     3 aşamalı planın birinci ayağı, seçmene “Mesajınızı aldık” imajı verilerek gerilim dilinin terkedilmesiydi. İkinci ayağı, koalisyonun kurdurulmaması ama faturanın muhalefete kesilmesiydi. Üçüncü ayağı ise terör ve şiddet eylemlerinin HDP’ye fatura edilmesiydi.
    “5 ayda ne oldu da AKP oylarını 8 puan birden artırdı?” sorusuna AKP içerisinden bile sağlıklı bir analiz getirilemezken cevap biraz da bu planda gizli. 3 aşamanın haricinde detaylarda başka başlıklar da vardı. Deniz Baykal hamlesi ile CHP, Tuğrul Türkeş hamlesi ile MHP, Celal Doğan ve Levent Tüzel hamleleri ile de HDP’de çatlaklar oluşturuldu. Muhalefete Meclis başkanı seçtirilmeyerek yüzde 60’lık blok dağıtıldı. Muhalefet RTÜK’e bile başkan seçemeyerek beceriksiz bir görüntü oluşturdu. “Türkiye’nin en büyük sorunu muhalefet” algısı yerleşti.
     AKP, koalisyon görüşmelerine aslında sonuç almama odaklı başlamasına rağmen CHP ve MHP bu oyunu deşifre edemedi. İktidar partisinin “uyutma taktiği” başarılı oldu. MHP’nin üzerine “Hayırcı” etiketi yapışırken CHP de bu zaman zarfında kendi oyununu kurmak yerine AKP’nin oyununda bir figüran modeli çizdi. Erken seçimin müsebbibi AKP iken başarılı bir PR çalışması ile sorumluluk MHP’ye yüklendi. Seçmen, koalisyon kurulamamasının faturasını sadece MHP’ye kesti, AKP’yi sorumlu tutmadı.
     PKK’nın eylemleri HDP’nin siyaset dilini aşındırırken Selahattin Demirtaş’ın da seçim öncesi performansından eser kalmadı. HDP, kendisine yönelen emanet oyları koruyamadı. Artan terör eylemleri için tepki sadece HDP’ye yöneldi. AKP’nin çözüm sürecindeki yanlışlarının PKK’yı güçlendirmiş olmasına herhangi bir itiraz gelmedi. Bu açıdan hem MHP hem de HDP oylarının AKP’ye kayması gibi ilginç bir siyasi sonuç elde edildi.
     Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın meydanlara inmemesi, AKP’nin ‘başkanlık sistemini’ dile getirmemesi, Davutoğlu’nun ‘kibir, şımarıklık ve israf’ özeleştirileri de seçmeni etkiledi. Hemen her kesime ekonomik vaatlerde bulunulması da büyük rol oynadı. Vatandaşa bir yandan havuç bir yandan da sopa gösterildi. Bir yanda 7 Haziran’dan dersini almış ve millete yeniden vaatlerde bulunan bir AKP vardı. Bir yanda da “Biz olmazsak kaos olur, terör artar, beyaz Toros’lar geri gelir, ekonomi çöker, istikrara oy ver’ korkutmacasına sarılan AKP vardı. Genel Başkan Yardımcısı M. Ali Şahin’in, “1 Kasım’da tek başına iktidar olamazsak üçüncü bir seçim gündeme gelebilir” çıkışı da seçmenin gözünü korkuttu.
    Sonuç olarak AKP Japon mühendisler gibi detaylı bir çalışma ile yeni bir oyun kurarken muhalefet buna cevap veremedi. Seçmen, bir tek AKP’yi inandırıcı buldu. 7 Haziran’da kendisine verilen krediyi iyi kullanamayan muhalefet partileri, seçmenin gözünde “Bunlara ülke teslim edilmez” konumuna düştü. 3 Kasım 2015

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_muhalefet-seyredince-ak-partinin-erken-secim-plani-saat-gibi-isledi_2325422.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

(HABER YORUM) Zarrab hayırsever, Akın İpek terörist

cDevletin bütün mali suç ve istihbarat birimlerinin didik didik incelemesine rağmen ancak “Mükemmel” raporu verebildiği İpek Koza grubu için savcı, kara para isnadında bulundu. TBMM Soruşturma Komisyonu üyesi milletvekillerinin “Kara para arıyorsanız Reza Zarrab’a bakın” demesi bu açıdan manidar. 17 Aralık şüphelisi Reza Zarrab, 2008 yılından itilbaren Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) takibinde olan ve raporlarına giren bir işadamıydı. Aynı zamanda Kurul’un 1 numaralı gündem maddesiydi. Öyle ki kurumun çaycısının bile adını bildiği bir şüpheli isimdi. 17 Aralık soruşturmasında, verdiği iddia edilen rüşvetler hem fiziki takiple görüntülü olarak hem de teknik takiple sesli olarak belgelenmişti. Hakkında binlerce sayfalık delil ve itiraflar olan ve adeta suç üstü yakalanan Zarrab için dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan, “Hayırsever” ifadesini kullanmıştı.
     17 Aralık fezlekesine giren bilgilere göre Zarrab’ın Türkiye’de kurdurduğu paravan şirketlerin hesabına 2009-2012 yılları arasında 87 milyar euro aktarılmıştı. Maliye müfettişlerinin tespitlerine göre, paraların
hiçbir ticaret ve faturalandırma olmaksızın karşılıksız transfer edilmişti. Üzerine paravan şirket kurulan isimlerden biri Adem Karahan’dı (Gelgeç). Zarrab’ın kuryesi Karahan, Temmuz ayında Cumhuriyet gazetesine verdiği röportajda kara para trafiğini, hayali altın ticaretini detaylarıyla anlatmıştı: “Yılda 18 katrilyonluk 200 ton altını yurtdışına çıkardık. 2012-13 yılları arasında yurtdışına 200 ton altın çıkardık. O yıla kadar sadece para transferi yapılıyordu. O tarihten sonra her gün 1 ton altın çıkışı yapıldı. Bir grup akşam 19.30’da uçakla 500 kilo altını çıkarıyor, diğer grup da gece 24.00 ve sonrasında 500 kilo altın çıkarıyordu. Dubai üzerinden İran’a 20 milyarlık altın gitti. Paranın yüzde 4’ü siyasilere, yüzde 4’ü de Zarrab’a kalıyordu. Sorun çıkarsa bakanlar çözüyordu. Muammer Güler’in bir yakını vasıtasıyla ona ulaşıp Egemen Bağış ve Zafer Çağlayan ile birlikte sorunlar çözülüyordu. Hatta bu kişilere çeşitli hediyelerin dışında milyon dolarların da gittiği şirkette konuşuluyordu”
     17 Aralık fezlekesinde Zarrab’ın hayali ticaretleri de sayfalar tutuyordu. Dubai’den İran’a hayali gıda ve ilaç ticareti yapıyor gibi sahte evraklar hazırladığı ortaya çıkmıştı. Halkbank üzerinden yapılan bu hayali ticaretler arasında, hiç buğday yetişmeyen Dubai’den buğday ihraç ediliyormuş gibi evrak tazmin edilmesi de vardı. 50 ton kapasitelik gemide 150 ton mal taşınmış gibi evrak hazırlanmıştı. Bu sahte işlemleri farkeden Halkbank yönetimi, Zarrab’ı, “Göz yumuyoruz diye işin suyunu çıkarmayın” diye uyarmıştı. Bu konuşmalar da mahkeme kararı ile yapılan telefon dinlemelerine takılmıştı. AHMET DÖNMEZ, 28 Ekim 2015

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

‘İpek de Zarrab gibi AKP’lilere rüşvet verse bunlar olmazdı’

abMuhalefet, Koza İpek Grubu’nun şirketlerine hiçbir delil olmaksızın yöneltilen kara para suçlamasına tepki gösterdi. Hakkında takipsizlik verilen 17 Aralık şüphelisi Reza Zarrab’ı hatırlatan eski CHP Milletvekili Ali Özgündüz, “Kara para arıyorlarsa Zarrab’a baksınlar. Akın İpek de biat etseydi bunların hiçbirisi olmayacaktı.” diye konuştu.

Koza Grubu’na bağlı şirketlere el konulma kararında hiçbir delil olmaksızın kara para suçlaması yöneltildi. Kayyum atama gerekçeleri arasında bu iddiaya da yer verildi. Bu duruma tepki gösteren muhalefet, takipsizlik verilen 17 Aralık şüphelisi Reza Zarrab’ı hatırlattı. 4 bakan için Meclis’te kurulan Soruşturma Komisyonu üyelerinden eski CHP Milletvekili Ali Özgündüz, “Kara para arıyorlarsa Zarrab’a baksınlar.” dedi. Zarrab’ın suç yoluyla elde edildiği belgelenen mal varlığına tedbir konulduğunu ama dönemin başbakanı Erdoğan’ın karşı çıktığını hatırlattı.

İPEK, KARA PARA İLE İLİŞKİLENDİRİLEMEZ

Yine TBMM Soruşturma Komisyonu üyelerinden eski CHP İzmir Milletvekili Erdal Aksünger de Zarrab’ın kara para ilişkilerini anımsattı. “17 Aralık’ta her şey bariz bir şekilde ortadaydı. Yargı, suçtan elde edilmiş paralara el koymuştu ama sonra bu iktidar kendi elleriyle paraları faiziyle iade etti.” dedi. 17-25 Aralık dosyalarını geçen dönem Meclis’te en fazla gündeme getiren isimlerden eski MHP Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu da, “Zarrab’ın kurmuş olduğu menfaat çarkı, rüşvet düzeni bütün bilgi ve belgeleriyle ortaya kondu. Sahte belgelerle nasıl ithalat ve ihracat yaptıkları, bu çarka göz yuman siyasetçi ve kamu görevlilerinin rüşvetle beslendikleri gayet açık ve net. Ama İpek Grubu’nun böyle bir kara para ile ilişkilendirilmesi elimizdeki bilgilerle mümkün değil.” tepkisini gösterdi.

İPEK BİAT ETSE BUNLAR YAŞANMAZDI

Ali Özgündüz, Zarrab’ın kurduğu iddia edilen kara para ve rüşvet ağına dikkat çekerken, “Zarrab sonuçta rüşvetle AKP’li bakanları besleyen birisi. İpek de besleme yapsa, mama verseydi herhâlde başına bunlar gelmezdi. Biat etseydi bunların hiçbirisi olmayacaktı.” yorumunu yaptı. Kendisi de bir savcı olan Özgündüz, yargı camiasına sert tepki göstererek, “17 Aralık’ta Zarrab’ın şoförünün ve kuryesinin itirafları vardı. Deliller vardı. Rüşvetten elde edilen para zaten suçtan kaynaklı mal varlığıdır. El konması gerekirken dosyayı apar topar kapatıp parayı da faiziyle iade eden yargı şimdi böyle bir işlem yapıyor. Bu, tuzun kokmasıdır. Burada acı olan yargının siyasetin dümen suyuna girmesidir.” dedi.

EL KOYMA HUKUKSUZ

17-25 Aralık’ta yandaş işadamlarının mal varlığını koruyabilmek için CMK’da değişiklik yapıldığını hatırlatan Özgündüz, şöyle devam etti: “17-25 Aralık sonrası ihaleye fesat karıştırma, suçtan kaynaklı mal varlığını aklamaktan dolayı AKP’nin yandaş müteahhitlerinin mal varlığına tedbir konulunca ortalığı velveleye vermişlerdi. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda değişiklik yaparak bu tür olaylarda mal varlığına el konulabilmesi için MASAK’ın raporunu zorunlu kıldılar. Şimdi kararda MASAK raporu yoksa bu yapılan tamamen hukuka aykırıdır.” ZAMAN, 30 Ekim 2015

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_ipek-de-zarrab-gibi-rusvet-verse-bunlar-olmazdi_2324757.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

‘Mükemmel’ İpek’e gasp; batık yandaşa kıyak

aaDevlete tek kuruş vergi borcu bile olmadığını açıklayan işadamı Akın İpek’in şirketlerine anayasa ve tüm kanunlar çiğnenerek kayyum atandı. Karar, bilirkişinin raporunda şirketin ‘mükemmel’ olduğunu belirtmesine rağmen verildi. Medyasına el kondu, TV ekranı karartıldı. Bir tarafta böyle bir dram yaşanırken diğer yanda yandaş işadamlarının sürdüğü sefa dikkatlerden kaçmıyor. Onlardan biri de kamu bankalarından aldığı kredileri ve özelleştirmeden aldığı şirketleri batıran Yıldızlar SSS Holding.

Saray’a ve parti yönetimine yakınlığıyla bilinen holdingin Ankara’daki binası, bugünlerde adeta AKP Genel Merkezi’ne dönmüş durumda. Binanın girişi Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun dev fotoğrafları, parti bayrakları ve amblemleri ile süslü. Ağustos 2015 itibarıyla firmanın sadece Halk Bankası’na 1 milyar 142 milyon lira borcu var. Diğer bankalara toplam borcu ise 3,2 milyar lirayı buluyor. Holdingin batık kredileri, Sayıştay’ın son 2014 raporlarına da girdi. Sayıştay, Halkbank Genel Müdürü iken verdiği krediler sebebiyle Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın hakkında soruşturma açılmasını istedi.

HALKBANK’TA BATIK SIKINTISI

3. havalimanı müteahhitlerine 1 milyar Euro kredi vereceğini duyuran Halk Bankası’nın başı, bu batık kredilerle dertte. Sayıştay denetçileri, holdingin mali yapısının kredi vermeye müsait olmadığı biline biline üst üste krediler verilerek bankanın zarara uğratıldığını tespit etti. İddialara göre AKP’den üst düzey isimler banka yönetimine baskı yaparak yandaş işadamını finanse etti. Kredilerin altında imzası olan isimse dönemin genel müdürü olan Hüseyin Aydın. Sabah-ATV için kurulduğu öne sürülen havuz işadamları da Aydın’ın başında olduğu Ziraat Bankası’ndan kredi almıştı.

Sayıştay raporuna göre Hüseyin Aydın’ın başında olduğu Halk Bankası Yönetim Kurulu, 28 Eylül 2011 tarihinde holdinge 250 milyon dolarlık limit tahsis etti. Bu limitler dahilinde kullandığı krediler sebebiyle firmanın 241 milyon dolarlık nakit riski varken 3 ay sonra bu defa 490 milyon dolar tutarında yeni limit tahsis edildi. Verilen krediler karşılığında sadece 197 milyon liralık ipotek ve rehin alındı. Holdingin 340 milyon liralık 1299 adet karşılıksız çeki ve 10 milyon liralık 173 adet protesto edilmiş senedi bulunuyordu. Ayrıca firma hakkında toplam 289 adet icra takibi vardı. Firmanın özelleştirmeden satın aldığı Osmangazi Elektrik Dağıtım AŞ’nin yönetimine EPDK tarafından 2013 yılında el konulmuştu.

BANKA NEDEN BEKLİYOR?

Holdingden olan alacaklar tahsil edilemeyince banka yönetimi, 30 Eylül 2014 tarihinde alacaklarını takipteki krediler hesabına aktardı. Fakat buna rağmen 29 Temmuz 2015 tarihine kadar herhangi bir hukukî işleme başlanmadı. Bu 9 aylık süre içinde holdingin malvarlığını hukukî takipten kaçırmak için işlem yapıp yapmadığı bilinmiyor. Ağustos 2015 itibarıyla firmanın sadece Halk Bankası’na 1 milyar 142 milyon lira borcu var. Ayrıca firmanın diğer bankalara toplam 3,2 milyar lira borcu bulunuyor. Bankanın alacağı tahsil etmek için niye beklediği bilinmiyor. İddialara göre yasal takibe geçilmemesi için siyasilerden banka yöneticilerine baskı geldi. Ancak son dönemde AKP iktidarı bürokratlarını satmaya başlayınca, yasal takibe izin verildi.

Yıldızlar Holding, AKP döneminde sağlanan kredilerle özelleştirme kapsamındaki Eti Gümüş, Gediz Elektrik Dağıtım Şirketi ile Osmangazi Elektrik Dağıtım Şirketi’ni almıştı. Ancak Osmangazi Elektrik’i batırmış ve şirkete EPDK tarafından el konmuştu. ZAMAN, 30 Ekim 2015

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/ekonomi_mukemmel-ipeke-gasp-batik-yandasa-kiyak_2324787.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

Başbakan’dan mektup skandalı: Oy için gurbetçileri ateşe attı

1Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşları, bizzat Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun imza attığı bir skandal yüzünden sıkıntılı günler yaşıyor. Davutoğlu, geçtiğimiz günlerde yurtdışında yaşayan seçmenlere mektup  göndererek, 1 Kasım seçimleri için propaganda yapmıştı. Fakat bu, Gurbetçiler arasında büyük bir rahatsızlığa yol açtı. Hollanda Veri Koruma Kurumu, Davutoğlu imzasıyla Türk seçmenlere gönderilen mektupla ilgili soruşturma başlattı. Hollanda makamları, AKP’nin seçmen adreslerini elde etmek için gizlilik yasalarını ihlal edip etmediğini soruşturacak. Bunun yanı sıra çifte vatandaşlığa izin verilmeyen Almanya ve Avusturya’daki Türkler de diken üstünde. Alman makamları uzun süredir çifte vatandaş olan Türkleri tespit etmeye çalışıyordu. Hatta Türk makamları ile irtibat kurarak resmi kanallardan bu listeleri defalarca talep etmişlerdi. ‘Türkler vatandaşlıktan çıkarılmasın’ diye şimdiye kadar bu listeler Almanlara verilmiyordu. Fakat bu kez bizzat ülkenin başbakanı, koruması gerektiği gizli bilgileri kendi elleriyle adeta servis etmiş oldu.

LİSTELERİN DEŞİFRE OLMASI SKANDAL

Almanya Türk Federasyonu Başkanı Şentürk Doğruyol, “Gurbetçiler ciddi bir risk altında. Büyük bir tepki var. Bu bir skandal. Alman makamları zaten listenin peşindeydi.” ifadelerini kullandı.

CHP’nin Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Temsilcisi Mehmet Hadimi Yakupoğlu, devletin bile bile suç işlediğini söyledi. Zaman’a konuşan Yakupoğlu, “İlgili kanuna göre yurtdışında propaganda yasak. Basılı broşür, reklam ve mektup da buna dahil. Zincirleme olarak birçok skandal var ama ilk olarak kanun hükmünün ihlali var. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve AKP Genel Başkanı, göz göre göre, bile bile suç işliyor. Devlet suç işliyor. Bu kabul edilebilir bir şey değil.” tepkisini gösterdi.

BAŞBAKAN, LİSTELERİ DEŞİFRE ETTİ

Mehmet H. Yakupoğlu, işin gurbetçilere bakan tarafı ile ilgili de şu önemli bilgileri aktardı: “7 Haziran seçimleri öncesinde de Almanya İçişleri Bakanlığı müsteşarı, Türkiye’de YSK’yı ziyaret etti. Hem Alman İçişleri ve Dışişleri hem de Avusturya bizim yurtdışı seçmen listesini istediler. Çünkü Almanya ve Avusturya’da sadece Türkler için çifte vatandaşlık yasağı var. ‘Bu listeyi alırsak bütün bu vatandaşlıkları iptal edeceğiz’ dediler. Bu durumda vatandaşlarımız göçmen statüsüne de düşecekler. Hem de o güne kadarki bütün maddi ve sosyal hakları iade etmek zorunda kalacaklar. Biz vermemiştik. Maalesef ülkemizin başbakanı bu listeleri deşifre etmiştir.”

2000 sonrası Alman vatandaşı olanlar çok tedirgin

Almanya Türk Federasyonu Başkanı Şentürk Doğruyol da yaşanan rahatsızlığı teyit etti. Doğruyol, şunları kaydetti: “Özellikle çifte vatandaşlar arasında ciddi tepkiler var. Çünkü risk barındırıyor. Alman yasalarına göre 2000 yılından sonra çifte vatandaş olunamıyor. Dolayısıyla 2000 sonrasında Almanya vatandaşı olanlar tedirgin. Bir kere Alman vatandaşlığını kaybedecekler. İkamet sorunları başlayacak. Kaçak durumuna düşecekler. Geçmişe dönük, alınan maaşların iadesiyle ilgili bir sıkıntı çıkacağını zannetmiyorum ama geleceğe yönelik ciddi riskler barındırır. Ben sürekli sahadayım ve görüyorum, insanlar çok tepkili. ‘Hangi hakla benim bilgilerimi, benim iznim dışında propaganda amaçlı kullanıyorlar’ diyorlar.” ZAMAN, 24 Ekim 2015

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_basbakanin-mektubu-gurbetcileri-zora-soktu_2323671.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

(HABER ANALİZ) AKP’nin kredisi tükendi, faturayı bürokratlara kesmeye başladı

akpAnkara’daki bombalı saldırılar nedeniyle faturanın bazı emniyet müdürlerine kesilmesi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP’nin geleneksel çizgisindeki bir değişikliğe işaret ediyor. Şimdiye kadar toplumda ne kadar infiale yol açarsa açsın sorumlulara sahip çıkmasıyla bilinen Erdoğan ve AKP’nin tavrında bir farklılaşma gözleniyor. Çözüm sürecinin bitirilmesinin ardından bombanın valilerin kucağına bırakılması, yeni dönemin ipuçlarını verdi. Önceki gün de Ankara Emniyet Müdürü ve iki yardımcısı, soruşturmanın selameti açısından görevden alındı. “En iyi savunma saldırıdır” anlayışına sahip olan Erdoğan, şimdiye kadar ‘surda gedik açtırmamak’ adına hiç bir olayda ‘kurban’ vermiyordu. Artık faturanın bürokratlara kesilmeye başlanmasının bir dizi sebebi var. Bunların başında, artık AKP’nin toplumdaki kredisinin tükenmesi geliyor. Daha önceki yıllarda, yüksek kredisi nedeniyle tepkileri tolere edebiliyordu ama artık deniz tükenmiş durumda. Bir diğer sebep, eskiden provokatif saldırılarda gözler Ergenekon, derin devlet, PKK, dış güçlere dönerken şimdi ne olursa olsun Saray’dan ve devletleşen AKP’den biliniyor. Dolayısıyla fatura kesecek bir makam kalmamış durumda. Yine önemli sebeplerden biri de AKP’nin ne pahasına olursa olsan 1 Kasım seçimlerinden tek başına iktidar çıkmak istemesi. Bunun için de ‘puan kaybına’ tahammülü yok.
    Bir zamanlar Türkiye’de ve dünyada nasıl bir gelişme olursa olsun AKP’ye yarardı. Hemen her gelişmeden bir mağduriyet üretme becerisi de üst seviyedeydi. Fakat bir çok değerlendirmeye göre artık rüzgar tersine döndü. Oyların giderek erimesi de AKP’nin risk alabilme eşiğini minimuma düşürdü. Keza  
siyasi iktidarın 17 Aralık’tan bu yana suça batması ve yargılanma korkusu, tepe yönetiminde kurban arayışları başlatıyor. Bunun en kolay yolu da bürokratları harcamak. Çünkü siyaseten sorumluluk üstlenip hesap vermek, beraberinde başka komplikasyonlar da üreteceği için Saray henüz bu kapıyı açmıyor.
     Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bu nedenle, “Her olayda istifa mekanizmasını çalıştırmak doğru değil” dedi. Fakat ertesi gün Ankara İl Emniyet Müdürü, İstihbarat Şube Müdürü ve Güvenlik Şube Müdürü görevlerinden uzaklaştırıldı.

    2004’TE İSTİFA SORUSUNA BÖYLE CEVAP VERMİŞTİ: HADDİNİ BİL
    Erdoğan’ın stratejisi, kendi ekibinde hata yapanlar çıksa bile sahiplenmek ve karşıtlarına koz vermemek üzerine kurulu. Örneğin daha 2004 yılında 41 kişinin hayatını kaybettiği Pamukova hızlı tren kazasında,
“İstifa edebilirim” diyen dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ı, “Şimdi bunun sırası değil. Öncelikle olan biteni anlamamız lazım.” diyerek geri çevirmişti. Hükümetin istifa edip etmeyeceğini soran Radikal Gazetesi muhabirini de fırçalamıştı. “Sen hangi gazetedensin?” diye soran dönemin başbakanı Erdoğan, “Radikal” cevabını alınca, “Çok radikalsin. Sorduğun sorunun cinsi önemli. Acı paylaşmıyorsun, paylaşıyorsan böyle soru sorulmaz. Önce acaba bu kazanın nedeni nedir, bu kaza neden olmuş, bunların üzerinde durulur. Haddinizi bilin” demişti.

“FİDAN’A EMRİ BEN VERDİM, BENİ ALIN”
2009 yılında Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’e sahip çıkarak, “İtalya’da temiz eller olduğu zaman İtalya’yı Türkiye’ye örnek gösterenler lütfen şu anda da Türkiye’de temiz eller operasyonunu yapanlara saygı duysunlar, saygı duysunlar.” diye seslenmişti. Sonrasında da eski makam aracını kendisine tahsis etmişti. Aynı şekilde MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a yönelen ‘Oslo’ eleştirilerine de “Benim bilgim dahilinde gitti. Alacaksanız beni alın” karşılığını vermişti. Ekim 2013’te Kosova dönüşünde verdiği röportajda, “Oslo sürecinden bu yana saldırılar sürmekte. Fidan, İmralı sürecinde de benim talimatımla görev alıyor. Bir sorumluluk varsa benimdir.” diye konuştu.
2012 yılında dönemin ÖSYM Başkanı Ali Demir ve dönemin Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e yönelen eleştirilere de tepki göstererek,
“Bakıyorsun birisi çıkıyor, ne düşüklüktür ya, kalkıyor Genelkurmay Başkanımızı ehliyetsizlikle suçluyor, bakıyorsunuz ÖSYM Başkanı’nı ehliyetsizlikle suçluyor. ÖSYM’nin başındaki arkadaşımız; değerli bir bilim adımı. Sizin ehliyetiniz ne?” çıkışı yapmıştı.

    GEZİ OLAYLARINDA DA “POLİSE EMRİ BEN VERDİM” DEMİŞTİ
    Gezi olaylarında da istifaya müsaade etmeyen dönemin başbakanı, adeta bir satıh müdafaasına girişmişti. Orantısız şiddet uyguladığı gerekçesiyle suçlanan polise sahip çıkarak, “Emri ben verdim” savunması yapmıştı.
34 köylünün hayatını kaybettiği Uludere katliamında da benzer bir tavır sergilemişti. Ocak 2012’deki bir Meclis grup toplantısında,
Genelkurmay’ın gerekli hassasiyeti gösterdiğini belirterek, “Medyaya rağmen Genelkurmay Başkanı ve komuta kademesine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullanmıştı. Aynı şekilde, Uludere’de askerin kararını savunmak için Gediktepe olayını örnek göstermişti. Dönemin Hakkari 3. Taktik Tümen Komutanı Gürbüz Kaya, 19 Haziran 2010’da, Hakkâri Gediktepe’de 11 askerin şehit olması ile ilgili, ‘’Teröristleri çoban zannedip, ateş etmedik” demişti. Erdoğan, Mayıs 2012’deki bir konuşmasında, o sırada Balyoz tutuklusu olan Gürbüz Kaya’nın bu sözüne atıf yaparak, “Öyle bir psikolojik baskı oluşuluyor ki adeta hata yapmaları için ortam hazırlanıyor. ‘Çoban sandık teröristi vurmadık’ diyen komutanla, haftalarca uğraşıldı, alay edildi.” sözlerini sarfetmişti.
Tayyip Erdoğan, ‘Bakara-makara’ sözleri nedeniyle tepkilerin hedefi olan eski AB Bakanı Egemen Bağış’a da sahip çıkarak, “
Şimdi biz arkadaşımızı bu tür uydurma montajdan yapanlardan daha iyi tanıyoruz.” şeklinde konuşmuştu.

    Daha önce bürokratlarına sahip çıkarken, “Emri ben verdim. Alacaksanız beni alın. Sorumluluk benim.” diyen Erdoğan, çözüm süreci ile ilgili olarak valileri suçlamaya başladı. “Bölgedeki kamu görevlilerin gelişmeleri eksik, yanlış değerlendirmesi zafiyete yol açtı” dedi. ZAMAN, 16 Ekim 2015

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_akpnin-kredisi-tukendi-fatura-artik-burokratlara-kesiliyor_2322120.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

(HABER ANALİZ) Milli Cadillac da Jet Fadıl’ın İmza’sına mı dönecek

cAKP’nin tanıttığı ‘yerli ve milli’ otomobilin yabancı ve ithal çıkması, diğer tartışmaları da beraberinde getirdi. Hükümetin tercih ettiği yöntem, Afrikalı atletleri para ile Türk yapıp milli forma giydirmeye benzetiliyor. İsveçli NEVS (National Electric Vehicle of Sweden) firmasından alınan ithal elektrikli otomobilin üretimi ve Türkiye’de yaygınlaştırılmasıyla ilgili birçok zorluk bulunuyor. Transfer edilen SAAB aracının 10 yıl öncesinin teknolojisini taşıması, üretime geçilmesi beklenen 2019’a gelindiğinde daha da eskiyecek olması, Türkiye’nin böylesine yüksek Ar-Ge yatırımı isteyen bir teknolojide hiçbir deneyiminin bulunmaması, şarj istasyonları için şu ana kadar yeterince yatırım yapılmaması bunların başında geliyor. ‘Milli Cadillac’ın seri üretime geçip geçemeyeceği dahi tartışma konusu. Oyak Renault, 2011 yılında Bursa’da Renault Fluence ZE adı ile tam elektrikli araç üretmeye başlamış ama yetersiz talep nedeniyle üretimi durdurmuştu. Bütün bu faktörler sözde yerli aracın, Fadıl Akgündüz’ün yıllar önce ‘yerli otomobil’ olarak tanıtıp insanları aldattığı ‘İmza’ ile aynı akıbeti paylaşması endişesini yaşatıyor.

Elektrikli otomobil, dünyada giderek pazar payı artan bir teknoloji. Petrol fiyatları, alternatif enerji arayışları ve çevresel faktörler nedeniyle talep giderek artıyor. Batarya teknolojilerindeki ilerleme de çeşitliliği artırıyor. ‘Düşük kullanım maliyeti, yüksek verimlilik, daha az kabin sesi ve rejeneratif frenleme özelliği’ gibi avantajları sıralanıyor. Dünya pazarlarına özellikle son 4 yıldır elektrikli araç girişi söz konusu. 2004 yılında toplam araç pazarı içerisinde elektriklilerin oranı binde 3 iken 2012’de bu oran yüzde 1,5’e yükseldi. 1999’da satılan ilk hibrit araçtan bu yana dünyada 3,5 milyon hibrit araç satıldı. Japonya ve ABD, toplam pazarın yüzde 90’ını kontrol ediyor.

Yapılan hesaplamalara göre 2020’lerin ortalarından itibaren elektrikli otomobiller, normal konvansiyonel içten yanmalı araçların yerini almaya başlayacak. 2050 yılında yeni araç satışlarının yarısının elektrikli ve yakıt pilli araçlardan olacağı öngörülüyor.

Bu açılardan elektrik tahrikli araçlara yatırım yapmak mantıklı. En fazla satıldığı ülkelerin yüksek petrol fiyatlarının olduğu ülkeler olması da tesadüf değil. Türkiye açısından da bazı avantajları söz konusu. Otomotiv ve hafif ticari araçlardaki başarılar buraya da yansıtılabilir. Benzin fiyatlarının dünyanın en yüksek iki ülkesinden biri olmamız, yenilenebilir enerji açısından Türkiye’nin giderek artan potansiyeli ve vergi avantajları da ilk akla gelenler.

Ancak bir de dezavantajları var. 2014 yılı itibarıyla 100 civarında şarj istasyonu bulunuyor. Bunların da çoğu özel firmaların kendi kurdukları istasyonlar ve ağırlıklı olarak İstanbul’da. Ülke elektrik üretiminin çoğunlukla fosil yakıtlardan ve kömürden elde edilmesi de bir diğer zayıf yön.  Halk arasında elektrikli otomobil kullanımı bir kenara, bu teknoloji hakkında bilgisi olan kişi sayısının bile tek tük olması da göz ardı edilmemesi gereken bir etken.

Dünya hidrojen başta olmak üzere alternatif araç teknolojilerine yönelip Ar-Ge çalışmaları yaparken Türkiye, 10 yıl öncesinin teknolojisini satın almakla meşgul. Amerika, Avrupa ve Japonya’nın bu alanda yıllara dayanan çalışmaları ortada iken Türkiye kendi Ar-Ge’sine yatırım yapmıyor da kolayına kaçarak dışarıdan satın almayı tercih ediyor. 2019’a gelindiğinde sözde yerli Cadillac, yurtdışından gelecek çok daha ileri teknolojiye sahip elektrikli araçlarla rekabet edebilecek mi, bu da önemli bir soru işareti. ZAMAN 16 Ekim 2015

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/ekonomi_milli-cadillac-da-akgunduzun-imzasina-mi-donecek_2322140.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı