Erdoğan’ın elini öpmeye çalışan dekan, Etik Kurulu üyesi çıktı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a fahri doktora unvanını takdim ederken elini öpmek isteyen Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (YBÜ) Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Uşan, Başbakanlık Etik Kurulu üyesi çıktı. Haziran 2013′ten bu yana Kurul üyesi olan Uşan’ın görevi gereği tarafsız ve bağımsız olması gerekirken bu şekilde el öpmeye çalışması şaşkınlık uyandırdı. Etik Kurulu’nun kuruluş amacı, kamu görevlilerinin uymaları gereken dürüstlük, hesap verebilirlik, saydamlık, tarafsızlık gibi davranış ilkelerini belirlemek ve uygulamayı gözetmek. 2004 yılında kurulan Kurul’un vazifelerinden biri de, kamuda etik davranış ilkelerinin ihlal edilmesi durumunda gerekli inceleme ve araştırmayı yaparak sonucu ilgili makama bildirmek. Bu durumda Uşan’ın davranışının ne kadar ‘etik’ olduğu da tartışmalı bir durum olarak görülüyor.
Kamu Görevlileri Etik Kurulu son olarak, hediye yasağı ile ilgili bir uygulama ile gündeme gelmişti. Önceki gün Zaman’da yer alan habere göre Etik Kurulu, Cumhurbaşkanlığı’nı hediye yasağından muaf tutmuştu. Kamu görevlilerinin hediye alması etik görülmediği için Kurul kararı ile yasaklanmıştı. Fakat 17 Aralık 2014 tarihli son genelge, daha öncekilerin aksine Cumhurbaşkanlığı’na gönderilmemişti. Böylece Saray yasaktan muaf tutulmuştu. Etik Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sedat Murat imzasını taşıyan genelge, Başbakanlık, bakanlıklar, TBMM Genel Sekreterliği, 81 il valiliği, üst kurullar, ilgili kamu kurumları ve belediyelere genelge gönderilmişti. 10 Ocak 2015

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

Cumhurbaşkanı, ‘hediye’ yasağından muaf tutuldu

Başbakanlık’a bağlı Etik Kurulu, 3 yıl aradan sonra yeniden kamuda hediye alma yasağını düzenleyen bir genelge hazırladı. Genelge, başta Başbakanlık olmak üzere bütün bakanlıklar, ilgili kamu kurumları, valilikler ve belediyelere gönderildi. Fakat daha önceki genelgelerden farklı olarak Cumhurbaşkanlığı’na ayrıcalık tanındı. Cumhurbaşkanlığı yasaktan muaf tutuldu. Genelgenin tarihi de dikkat çekici: 17 Aralık 2014.

Etik Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sedat Murat imzasını taşıyan kamuda hediye alma yasağını düzenleyen genelge, aslında 16 Aralık tarihinde yayınlanacaktı. Fakat Başkan Murat’ın, Cumhurbaşkanlığı’nı son anda dağıtım listesinden çıkarmak istemesi yüzünden genelge 17 Aralık tarihinde resmileşti. Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ve Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’in ‘Hediye alma ve menfaat sağlama yasağı’ başlıklı 15. maddesinde, yasağın kapsamı aktarıldı. Yasa kapsamında bir kamu görevlisi, görev yaptığı kurumla iş, hizmet veya çıkar ilişkisi içinde bulunanlardan herhangi bir hediye kabul edemiyor. Bunun içerisine karşılama, veda ve kutlama hediyeleri ile burs, seyahat, ücretsiz konaklama ve hediye çekleri de dahil. Bunun gibi, taşınır veya taşınmaz mal veya hizmet satın alırken, satarken ya da kiralarken piyasa fiyatına göre makul olmayan bedeller üzerinden yapılan işlemler de yasak kapsamında. O kamu kurumunun hizmetinden yararlananların vereceği her türlü eşya, giysi, takı veya gıda türü hediyeler de aynı kanunla yasaklanmış durumda. Bunların yanı sıra iş veya hizmet ilişkisi içinde olanlardan alınan borç ve krediler de kanunen yasak. Yılbaşı, bayram ve diğer özel günler bahane edilerek çeşitli hediyeler alınması da yasaktan muaf tutulmamış durumda. Buna rağmen hediye alanlar hakkında Etik Kurulu’nca inceleme başlatılıyor. Son genelge, daha öncekilerin aksine Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne gönderilmedi. Bu, Saray’ın yasaktan vareste tutulduğu anlamına geliyor. Onun dışında Başbakanlık, bakanlıklar, TBMM Genel Sekreterliği, 81 il valiliği, üst kurullar, ilgili kamu kurumları ve belediyelere genelge gönderildi.


Zarrab’ın kutularına ‘hediye’ kılıfı

Hediye konusu, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında da gündeme oturmuştu. 17 Aralık şüphelisi olan 4 eski bakandan Egemen Bağış, TBMM Soruşturma Komisyonu’na verdiği ifadede, Reza Zarrab’dan aldığı iddia edilen rüşvetleri ‘hediye’ olarak nitelemişti. Çikolata, kravat ve takım elbise aldığını kabul eden Bağış, buna karşılık hediye kutularının içerisinde para olmadığını iddia etmişti. Ardından da “Hediye alıp vermek Türk geleneğidir. Beşeri ilişkiler içerisinde hediye göndermiş, ben de arayıp teşekkür ettim.” demişti. 09 Ocak 2015

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_cumhurbaskani-hediye-yasagindan-muaf-tutuldu_2269672.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

‘Sırlar deşifre oluyor’

Ankara’nın deneyimli gazetecilerinden Ahmet Dönmez’in “Yüzde 10, Adil Düzenden Havuz Düzenine” isimli kitabı raflardaki yerini aldı. Önemli olayların perde arkasına dair çarpıcı bilgilere yer verilen kitapta, özellikle Gezi olaylarının hükümetteki yansımalarına dair ayrıntılar dikkat çekiyor.

ERDOĞAN TABLETİ KIRDI

Gezi olayları sırasında Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Yaşananlardan ders çıkardık” açıklamasında bulunmuştu. Erdoğan o sırada Fas’tan Cezayir’e geçmişti. Kitaba göre, Arınç’ın basın toplantısını tablet bilgisayardan takip eden Erdo ğan, ‘halktan özür’ açıklamalarına o kadar sinirlendi ki elindeki tableti fırlatıp kırdı. Ortam ölüm sessizliğine büründü. Erdoğan’ın yanındaki Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala tek kelime edemedi. Türkiye’ye döndükten sonra havaalanında kendisini karşılayan topluluğa konuşan ve sert mesajlar veren Erdoğan, Arınç’a çok öfkeliydi.

ARINÇ İSTİFA ETTİ

Kitapta bu olay sonrası Bakanlar Kurulu’nda olanlar da anlatılıyor. 10 Haziran 2014 pazartesi akşamı Erdoğan, Arınç’a bu açıklamanın hesabını sordu. Ancak hiç ummadığı bir karşılık aldı. Başbakan’ın cümlesi bitmeden, “Vallahi ben de yaşlandım, bundan sonra fırça yiyecek halim yok” diye ayağa kalkan Arınç, “Ben bundan sonra yokum. Bırakıyorum.” diyerek kapıya yöneldi. Arınç’ın şifahi olarak bildirdiği istifa kararını resmiyete dökmesi ancak bazı bakanların ve dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün devreye girmesi ile engellendi.

MGK’DAN ARIYORUM!

Kitapta Ergenekon soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek ile ilgili önemli bir ayrıntı da yer alıyor. Dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Başsavcı Aykut Cengiz Engin’i arayarak, Çiçek’in tutuklanmasını istemediklerini şu sözlerle iletiyor: “Alo, Başsavcım, MGK’dan arıyorum. Dursun Çiçek tutuklanmayacak demedik mi? Bu bir devlet kararıdır, anlamadınız mı?”

Gezi olaylarında Arınç’ın “ders çıkardık” açıklamasına Erdoğan’ın çok sert tepki gösterdiği belirtiliyor. Kitapta yer alan bilgiye göre Erdoğan, Bakanlar Kurulu’nda aynı tepkiyi gösterince Arınç’ın karşılığı çok sert oldu. Toplantıyı terk eden Arınç’ın istifası ancak Abdullah Gül devreye girmesiyle engellenebildi. MİLLET, 14 Aralık 2014

Haberin linki: http://gundem.millet.com.tr/sirlar-desifre-oluyor-haberi/1264054

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

Ahmet Dönmez: 17 Aralık’ı başlatan düğmeye AKP bastı

Gülizar Baki’nin röportajı…

Gazeteci Ahmet Dönmez, “Yüzde On/Adil Düzenden Havuz Düzenine” adlı kitabında, yolsuzluk ve ihalelerden yüzde on komisyon alınması iddialarını anlatıyor. Dönmez, “17 Aralık olduğunda ortaya çıkanlara en az şaşıranlardan biri benim.” diyor. Ahmet Dönmez’i kamuoyu Tayyip Erdoğan’a 17-25 Aralık soruşturmalarını, Urla’daki villaları soran ilk ve tek muhabir olarak tanıyor. Dönmez, İspanya başbakanıyla yaptığı ortak basın toplantısında o zaman başbakan olan Erdoğan’a üç soru sormuştu. Erdoğan cevap vermek yerine Dönmez’i tehdit etmişti. Kameralar önünde yaşanan bu olay epey konuşulmuştu. Sonrasında neler olduğunu Ahmet Dönmez, kitabında anlatıyor. Halen Ankara’da başbakanlık muhabirliği yapan Dönmez, Klas Yayınları’ndan çıkan “Yüzde On/Adil Düzenden Havuz Düzenine” adlı kitabında,  Erdoğan’a ve yakın çevresine dair yolsuzluk ve ihalelerden yüzde on komisyon alınması iddialarına yer veriyor.

Kitabınızda en az 17 ve 25 Aralık soruşturmalarında bahsi geçen konular kadar çok çarpıcı bilgiler var. Yayınlama kararı aldığınızda tedirginlik yaşamadınız mı hiç?

Her kelimesinin arkasında duracağım bir kitap. Vicdanım çok rahat. Hiç kimseye bilmeden iftira atmak, çamur atmak gibi bir derdim yok. Ama büyük bir riske girdim, bilerek göze aldım. Hukuk da yok biliyorsunuz.

Belgeli mi her şey?

Bunların bazıları iddianamelere yansımış zaten, müfettiş raporlarında var. Yargılama konusu olmuş. Bazılarından berat edilmiş bazılarından ceza alınmış. Çok fazla soruşturma ve dava var. Erdoğan’ın geçmişiyle ilgili ekibinden, çalışma arkadaşlarından birçok kişi sanık. Bazıları da dokunulmazlık zırhına kavuştukları için kurtulmuşlar. Burada işin teknik kısımlarından ziyade benim derdim şuydu; geçenlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan “Hukuk başka bir şey yasa başka bir şeydir.” dedi. Ben de tam olarak kendi cümlesinden yola çıkarak şöyle diyorum: O dönem veya daha sonrasında mahkemelerin ya da kanunların birtakım boşluklarından faydalanılmış olabilir ama özünde bir yolsuzluk var mıydı yok muydu bunun peşindeydim. Belediye, AKP, Başbakanlık muhabirliği yaptım. İstanbul’da, Ankara’da. Meslek hayatım genellikle Erdoğan’ın çevresinin yolsuzluk hikâyelerini dinlemekle geçti. 17 Aralık olduğunda ortaya çıkanlara en az şaşıranlardan biri benim.

Peki, konjonktür bu yönde olmasaydı bunları yazabilir miydiniz?

2002’li yıllarda bu kitap için çok faydalandığım arşivleri biriktirmeye başlamıştım. Konjonktür uygun değildi. Daha sonra Türkiye yoğun bir şekilde askeri vesayetle hesaplaşma sürecine girdi. Ergenekon operasyonları oldu, Balyoz oldu, referandum oldu, bu kitap ancak 17 Aralık’la anlamlı hale geldi.

Türkiye hazır değil miydi o zaman?

Hem Türkiye hem muhafazakâr kesim hazır değildi. Biz gazeteciler, özellikle görmezden gelen gazeteciler, siyasetçiler, bilgisi olan herkes vebal taşıyor. Eğer halka  düzgün şekilde anlatabilseydik, hem bu kadar büyümezdi hem bugün “30 Mart ve 10 Ağustos’ta böyle bir sonuç çıktı, bu halkın hiç mi yolsuzluk konusunda duyarlılığı yok?” demezdik. En azından hazırlamak gerekirdi.  Erdoğan bütün siyasi hayatı boyunca, “olağanüstü şartlar, daha büyük resme odaklanalım” söylemi sayesinde kurtuldu. İlk 2001 operasyonları Albayraklar, temiz şehir operasyonu… Bence de bir 28 Şubat operasyonuydu, Tayyip Erdoğan’ın önünü kesme amacı taşıyordu. O gün de bunu düşünüyordum, bugün de öyle düşünüyorum. Biz, bizden kastım inançlı olduğunu iddia eden kesimlerin tamamı, bu bir 28 Şubat operasyonu olsa da kendi içimizde bir hesaplaşma yapabilmeliydik. Yani bir dakika, evet birileri önünü kesmek istiyor ama raporlar ve iddianamede yenilir yutulur olmayan itiraflar var. 2001 operasyonunda muhafazakar kesim o iddiaları görmek istemedi.

Görmeye acaba takati mi yoktu? O kadar büyük bir tokat yiyordu ki o sırada…

Aynen öyle topyekûn bir derin devletin ya da devlet diyelim, ceberut anlayışla bütün inananların üzerine geldiği, değerlerini inançlarını yok etmek istediği, toplumsal hayatın dışına itmek istediği algısı, korkusu, kendi içerisinde kenetlenmeye, kol kırılır yen içinde kalır anlayışına itti. Yani Erdoğan’a muhtaç etti. Böylesine büyük bir kavga varken bunlara bakmak doğru değil. AKP kurulduktan sonra da yolsuzluklar vardı hep. Kitapta tek tek hatırlattım bunları. Kendi partisi içinden de itirazlar yükseldi. O zamanlarda da hep askeri vesayet, Ergenekon, Balyoz, referandum, seçim derken olağanüstü şartlar, büyük resme odaklanalım kaygısı, algısı ve tavrıyla yine yolsuzlukları görmezden geldi. Geldik 17 Aralık’a. Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık’ta ilk kez hiçbir olağanüstü şartın etkisi olmaksızın yolsuzluklarıyla yüz yüze geldi. Askeri vesayet geriletilmiş, Ergenekon operasyonları olmuş, MİT büyük ölçüde hükümetin adeta kolluk gücüne dönmüş, istihbarat organına dönmüş, yargı keza eskisi gibi sorun çıkaran bir yargı değil. Medya sindirilmiş bir medya. Yolsuzluk haberlerini hemen hemen giremeyen bir medya var. Genel anlamda AKP yolsuzlukları bir anda halkın önüne kondu. Erdoğan daha önceki dönemlerinde bir tecrübe ile olağanüstü bir süreç başlatma ihtiyacı duydu. Bundan her zaman başarıyla çıktı, bir düşman oluşturması gerekiyordu. Ne yaptı, bir paralel devlet heyulası oluşturdu. Algı yönetiminde başarılı oldu.

Sizce Cemaat,  17 Aralık’ta niçin 2001 gibi yapmadı? Dershaneler sebebiyle mi?

Bu kitabı ve bundan sonraki kitabı çalışırken bu süreci iyi inceledim. Birçok kişiyle görüştüm. 17 Aralık fezlekesini didik didik okudum ve şu sonuca vardım: 17 Aralık birilerinin düğmeye basması ise eğer bu AKP’nin düğmeye basmasıdır. Yanlışlıkla. Bu soruşturma devam ederken Muammer Güler’in ve Reza Zarrab’ın adamlarının takip edildiklerinden şüphelenmesiyle hızlı bir şekilde soruşturmayı deşifre etmeye yönelik hamleleri var. Bu operasyon yine olacaktı, Cemaat yine aynı tepkiyi verecekti. Bundan dolayı birilerinin dershane olayını erken patlattığı fikrine daha yakınım. Bu mesele Cemaat-AKP meselesi değil, bu mesele namuslular ile namussuzların kavgası. Hırsızla polisin kavgası. Dürüst olanlarla dürüst olmayanların kavgası.

Kitap için diğer Müslüman ülkeleri de incelemişsiniz. Çarpıcıdır onlarda da benzer süreçler var.

Pakistan’da yolsuzluk, Hindistan’da yolsuzluk diye kitaplar var. Bir de Hüseyin el Attas merhum Malezyalı bir akademisyen, toplumların çöküşünde rüşvet diye çok kıymetli bir eseri var. Çokça alıntı yaptım bu kitaptan. Endonezya, Malezya, Hindistan, Pakistan, Singapur, Afganistan, Kuzey Afrika ülkelerinde yolsuzluk konusu, maalesef o kadar ileri boyutlara varmış ki kendi içerisindeki bazı siyasetçiler, akademisyenler ‘kokuşmuşluğun da iğrençleşmesi’ diye nitelemiş. Din adamlarının bile yolsuzluğa fetva vermesini biz bu İslâm ülkelerinin birçoğunda görüyoruz. Danışmanlık yaptıkları yöneticilere belirli zaruret durumlarında bu yola tevessül edebileceklerine dair fetvalar verdiklerini görebiliyoruz. ZAMAN PAZAR, 14 Aralık 2014

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/pazar_ahmet-donmez-17-araliki-baslatan-dugmeye-akp-basti_2264021.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

Konuşursam, çok insanın siyasi hayatı biter

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde üst görevlere getirdiği isimler, belediyede dönen yolsuzluk ve rüşvet çarkı konusunda çarpıcı bilgiler verdi. 17 ve 25 Aralık operasyonlarından sonra kamuoyuna yansıyan para havuzu sistemini kitaplaştıran Zaman Gazetesi Başbakanlık muhabiri Ahmet Dönmez’e konuşan eski İETT Genel Müdürü Mehmet Öztürk, “Anlatacaklarım, şu anda iktidarda olan insanların ayaklarının kaymasına sebep olur, o da benim yapacağım iş değil. Konuşsam, çok insanın siyasi hayatına mal olur.” diyor. Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde Park ve Bahçeler müdürü olan Ali Karakoç da, “Bildiklerimi anlatsam yer yerinden oynar. Ama ben bu millete de inancımı tamamen kaybettim. Milletin umurunda değil ki!” ifadelerini kullanıyor.

Ahmet Dönmez’in Klas Yayınları’ndan çıkan ‘Yüzde On-Adil Düzenden Havuz Düzenine’ isimli kitapta çarpıcı ayrıntılar var. Erdoğan’ın 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı seçilmesi ile birlikte ihalelerden pay alınmaya başlandığı ve geleceğin iktidarını kurabilmek amacıyla bir para havuzu oluşturulduğu öne sürülüyor. Kitapta yer alan iddialara göre, o dönem Tayyip Erdoğan’ın danışmanlığını yapan eski Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, havuz sistemi yüzünden yollarını ayırdı. İhalelerden yüzde 10 komisyon alınmasından rahatsızlık duyan ve bunun dinde yerinin olmadığını savunan Dinçer, 1996 yılında Erdoğan’la yollarını ayırdı. 2001 yılında AKP’nin kuruluşuna kadar da bir araya gelmedi.

Kitapta görüşlerine yer verilen eski İETT Genel Müdürü Mehmet Öztürk, yolsuzlukların hiçbir zaman kesilmediğini ve kendi dönemlerinde de sürdüğünü belirtiyor. “Anlatacaklarım, şu anda iktidarda olan insanların ayaklarının kaymasına sebep olur, o da benim yapacağım iş değil. Konuşsam, çok insanın siyasi hayatına mal olur.” diyen Öztürk, “Eskiden yolsuzluğu rejimin adamları yapardı. Şimdi bizim arkadaşlar yapıyor. Eskiden biz bu konuda hiçbir şey bilmiyorduk, düşe kalka öğrendik ama öğrendikten sonra da iyi öğrendik. Şimdi ironi ile arkadaşlara diyorum ki ‘Şunlar şunlar küpünü iyi doldurdular, artık bir yere atarken bunları seçin. Eğer yeni birini bulursanız o da küpünü dolduracak, bir sürü zaman ve kaynak israfı olacak.’ diyorum.” iddiasında bulunuyor.

Ali Karakoç: Bildiklerimi anlatırsam yer yerinden oynar

Kitapta, Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde Park ve Bahçeler müdürü olan Ali Karakoç’un açıklamalarına da yer verilmiş. Şahit olduğu yolsuzluklara dayanamayarak istifa eden Karakoç, şu itiraflarda bulunuyor: “Bildiklerimi anlatsam yer yerinden oynar. Ama ben bu millete de inancımı tamamen kaybettim. Milletin umurunda değil ki! 1996’da Antalya’dan İstanbul Belediyesi’ne geçtiğimde kısa sürede çok şeye şahit oldum. Neler gördüm neler… Midem bulandı. Bir gün rahmetli Erbakan hocaya, ‘Hocam, ben Ashab-ı Kiram dönemini yaşatacağız diye geldim ama heyhat… Her yerde yolsuzluk var. Artık dayanamıyorum. Bir basın toplantısı düzenleyip her şeyi anlatacağım.’ dedim. Hoca, ‘Evladım dünyanın çivisi çıkmış. Eğer başına gelecek her şeyi göze alıyorsan çık anlat.’ dedi.”

Belediye bürokratlığı döneminde, yolsuzluklar karşısında “Bu para vatandaşın parası, vicdanen rahatsızım.” diyen ama itirazları, “Sen imzalamazsan imzalayacak biri bulunur.” denilerek pasifize edilen Karakoç, öğrendiklerini Tayyip Erdoğan’la da paylaştığını ama onun tarafından terslendiğini de dile getiriyor. ZAMAN, 8 Aralık 2014

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_eski-iett-genel-muduru-ozturk-konusursam-cok-insanin-siyasi-hayati-biter_2262836.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

“Hoca’ya ulaşmak lazım Hakan’cığım”

Eski bakan Egemen Bağış’ın 17 Aralık’tan önce dile getirdiği endişeler MİT’in Erdoğan’ı uyardığı iddiasını güçlendirdi. Bağış’ın cemaate yakınlığıyla bilinen Hakan Şükür’e “Ortada bir sürü şey var. Yarın ortaya çıkar, cemaatle aramız bozulur. Fethullah Hocaya ulaştırmak lazım” dediği öğrenildi. Bu sözleri Şükür de doğruladı.

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun bizzat başbakan tarafından önceden bilindiğine ilişkin en önemli gelişme MİT’in 8 ay önce kendisine sunduğu bir raporla uyarıda bulunması olmuştu. MİT raporunda, Rıza Sarraf ve bazı bakanlarla ilişkileri anlatılırken, “Bakanların Sarraf ile ilişkisi ortaya çıkarsa bu durum hükümet aleyhine kullanılabilir” uyarısı yer almıştı. MİT’in hükümete 17 Aralık uyarısı konusunda hükümetten geçen sürede net bir yalanlama gelmedi.

MİT’in hükümete 17 Aralık uyarısını destekleyen yeni bir gelişme bugünlerde ortaya çıktı. Gazeteci Ahmet Dönmez’in yazdığı “Adil Düzenden Havuz Düzenine-Yüzde On” adlı kitapta, Egemen Bağış’ın da bazı bakanlarla ilgili yolsuzluk iddialarını 6 ay önceden bildiğine ilişkin anlatımlar yer aldı. Kitapta Gezi olaylarının hemen ardından Erdoğan’ın “Yüzde 50’yi evde zor tutuyoruz” diyerek İstanbul’da gerçekleştirdiği ilk “Milli İradeye Saygı Mitingi” öncesi Egemen Bağış ile daha sonra AKP’den istifa eden İstanbul Milletvekili Hakan Şükür arasındaki diyalog anlatıldı.

‘Yolsuzluk dosyaları varmış’

Kitaba göre Bağış’ın operasyon beklentisini Hakan Şükür’e ilettiği diyalog şöyle gelişti:

“Herkes oradaydı. Erdoğan’ın anonsçusu Orhan Karakurt alana gelen milletvekili ve bakanları meydandaki partililere takdim ediyordu. O sırada AB Bakanı Egemen Bağış, İstanbul Mileltvekili Hakan Şükür’ü kolundan tutarak kenara çekti. (…) ‘Sana yeri gelmişken bir şey söyleyeceğim’ dedi. Şükür kulak kesilmişti. Bağış şöyle devam etti: ‘Ya Hakancığım, ortalıkta bir sürü şey dolaşıyor. Efendim, bakanlarla milletvekilleriyle ilgili birçok bilgi belge varmış. Bazı yolsuzluk belgeleri bulunuyormuş. Bak yarın bir gün bunlar ortaya çıkar, partiyle cemaatin arası bozulur. Bunu nasıl yapacağız? Bir şekilde Fethullah Hocaya ulaştırmak lazım. Çok konuşuluyor bu. Hatta bazı şerefsizler yapar bunu, cemaatin üzerine atarlar. Bunu engellemek lazım.’”

Kitapta Bağış’ın bu sözlerine Şükür’ün “Sayın Bakanım, ortaya çıkıp çıkmadığı, kim tarafından çıkarıldığı değil, bence böyle bir şeyin olup olmadığı önemli. İnşallah bu dedikodular doğru değildir, bu tür yolsuzluklar, belgeler yoktur” karşılığını verdiği belirtildi. Kitapta ayrıca, Şükür’ün o an Bağış’ın bu sözlerine anlam veremediği, ancak bu sözlerin anlamını 17 Aralık sonrası çözebildiği kendisi aracılığıyla cemaate mesaj verilerek aba altından sopa gösterildiğini anladığı değerlendirmelerine de yer verildi.

Kitaptaki bu iddialarla ilgili görüşüne başvurduğumuz Hakan Şükür, olayın tamamını doğruladı. Şükür, o sırada Erdoğan’ı beklediklerini, Bağış’ın eşiyle birlikte gelerek kendisine ortada yolsuzluk iddiaları bulunduğuna ilişkin anlatımlarda bulunduğunu belirtti. Şükür, “Ben o zaman anlamadım ama, 17 Aralık’ta anladım ki, onlar haklarındaki bu dosyaları biliyorlardı. Zaten MİT raporu da 8 ay önce gitmiş. Muhtemelen bu çerçevede önlem almaya, bunun ortaya çıkmasını engellemeye çalışıyorlardı. Beni de hizmet hareketinin temsilcisi olarak gördüğünü tahmin ediyorum. Benim aracılığımla hizmete büyük olasılıkla mesaj gönderiyordu” dedi.

Bağış doğrulamadı

Bugünlerde yayımlanacak olan kitaptaki anlatımlara ilişkin Egemen Bağış’ın da görüşüne başvurmak istedik. Açık bir demeç vermek istemeyen Bağış’ın yakın çevresine, “Bu anlatımlar gerçeği yansıtmıyor. Hiçbiri doğru değildir” dediği bize iletildi. Cumhuriyet, 7 Aralık 2014

Haberin linki: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/157399/Hoca_ya_ulasmak_lazim_Hakancigim.html#

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı

Cemaati, ‘dindar’ Erdoğan eliyle bitirmeye çalışıyorlar

Araştırmacı yazar Gaffar Yakın, 1990’lı yıllar Türk siyasetinin tanınmış simalarından. ANAP’ta başladığı siyasi yaşamına DSP ile devam etmiş ve Yeni Türkiye Partisi ile aktif politikayı noktalamıştı. Yakın’ın birçok arkadaşı bugün AKP’nin tepe noktalarında siyasete devam ediyor. Ancak yine de iktidar partisine eleştirilerini sıralamaktan çekinmeyen eski milletvekili, özellikle Hizmet’e yapılanlara mesafeli duruyor. AKP’nin Cemaat’i tasfiye kararının ‘mutlak iktidara’ kavuştuğu 2010 referandumu ve 2011 seçimlerine dayandığı görüşünde. Artık Cemaat’e ihtiyacı kalmadığına inanan dönemin Başbakanı Erdoğan’ın, Hizmet’i bitirmek üzere harekete geçtiğini anlatıyor. Bunun için de bazı çevrelerden destek aldığına işaret ederek, “Türkiye’de hangi mihrakların onlarca senedir Cemaat’i yok etmek için elinden geleni yaptığı malumdur. Bu mihraklar bugüne kadar yapamadıklarını ‘dindar’ Erdoğan sayesinde kolaylıkla yapmaktadırlar. AKP, hiçbir merkez veya sol iktidarın yapmaya cesaret edemeyeceği, ‘cemaati yok etme’ misyonuna soyunmuştur. Sayın Erdoğan, Cemaat’in yok edilmesi konusunda fikir aldığı çevreler ‘Mali kaynaklarını kurutun’ önerisini yaptıkları için önce dershanelere, sonra da sırasıyla finans kurumuna, yardım teşekküllerine ve Cemaat’e yardımda bulunan kişi ya da kuruluşlara saldırmıştır. Bu doğrultudaki saldırılar artarak devam edecek görünüyor. Çünkü ya bazı yeni yakın çalışma arkadaşları tarafından Cemaat’in kendisine düşmanlık ettiğine tedricen ve planlı bir şekilde inandırılmıştır ya da kendisini kuşatan bazı çevrelerce bunu yapmaya mahkum edilmiştir.” diyor.

HİZMET’İ YOK ETMEYE ÇALIŞMAK İHANETTİR

Eski DSP Afyon Milletvekili Yakın, Türkiye’deki tüm tarafların ‘Cemaat gerçeğini’ tüm yönleri ile irdelemek zorunda olduğunu anlatıyor. Sebebini ise, “Çünkü Cemaat artık Türkiye’nin omurgasını oluşturan yapılardan biridir. Müesses nizamın unsurlarından birisidir, Türkiye’nin zenginliğidir. Anadolu insanımızın gayreti, emeği, parası, duası ile tüm dünyada bugünkü konuma ulaşan bir Hizmet’i engellemeye, yok etmeye çalışmak milletimize, devletimize, Türk-İslam alemine ve tüm insanlığa ihanettir. İslam tarihinde ve dünya tarihinde bugüne kadar eşi benzeri gözükmeyen bir boyuta ve güzelliğe ulaşmış bu Hareket’in varsa bir eksiği, yanlışı onu düzeltmek hepimizin borcudur ama hiç kimsenin bu Hizmet’i torpillemeye hakkı yoktur. Bu hareketi Erzurum’un küçük bir köyünden tüm dünyaya yayan Kudret, mutlaka eserine sahip çıkacak ve nurunu tamamlayacaktır.” sözleriyle izah ediyor. Gaffar Yakın, devletin tüm istihbarat kaynaklarına sahip olan iktidarın 10 aydır iddialarına ilişkin tek bir belge bile ortaya koyamadığının altını özellikle çiziyor.

Çözüm süreci PKK’nın lehine işliyor

Gaffar Yakın’ın sürece ilişkin değerlendirmeleri ise şöyle: “Çözüm sürecinde hükümet arzu ettiği siyasi hedeflere ulaşmıştır, yani mahalli ve cumhurbaşkanı seçimini kazanmıştır. Fakat PKK da bu süreçte Türkiye ve Suriye’de kalıcı çok ciddi sonuçlar elde etmiştir. Çözüm süreci şu anda daha çok PKK’nın lehine işlemektedir. Belediyeler vasıtasıyla ‘kurtarılmış bölgeler’ oluşturmakta ve bölge halkını daha sıkı kontrolleri altına almaktadırlar. Hükümet için gerçek başarı PKK’yı tamamen silahtan arındırmak ve Kuzey Irak’taki PKK kamplarını kapatmak olmalıdır. Fakat bugün Doğu illerimizde PKK mensuplarının varlığını gazetelerden ve bölgeden gelen insanlardan öğreniyoruz. Paralel devlet arayanlar oralara baksınlar.” 20 Ekim 2014

Haberin linki: http://www.zaman.com.tr/politika_gaffar-yakin-cemaati-dindar-erdogan-eliyle-bitirmeye-calisiyorlar_2251806.html

http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/digg_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/google_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/myspace_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/facebook_48.png http://ahmetdonmez.com/wp-content/plugins/sociofluid/images/twitter_48.png
Devamı